VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 11 October 2021 22:32:45

0 Yorum

Kez Okundu.

Ayşe Özdoğan Özelinde Türkiye’de Hasta Mahpuslar Meselesi, Adli Tıp Kurumu ve İnfaz Erteleme Uygulaması

 

 

Ayşe Özdoğan Özelinde Türkiye’de Hasta Mahpuslar  Meselesi, Adli Tıp Kurumu ve İnfaz Erteleme  Uygulaması 

ayse-ozdogan-ozelinde-turkiyede-hasta-mahpusl

Av. Kaya Kartal, MAZLUMDER Genel Başkanı, 10.10.2021 

Giriş 

Kanser hastası Ayşe Özdoğan’ın kesinleşen hapis cezasının infazı için cezaevine  alınması sonrasında tekrar gündeme gelen Adli Tıp Kurumu1 ve infazın ertelenmesi  müessesesi salt somut bir olay üzerine değil, kurumun ve infaz ertelemenin kendisi  üzerine söz söylemeyi zorunlu kılıyor. 

Bu düşünceden hareketle hazırladığımız bu çalışma ile Ayşe Özdoğan hakkında  yürütülen süreç analiz edilerek, bu sürecin en önemli aktörü olan ATK’nın yapısı,  yapısal sorunları ve yasal zemini ile infaz erteleme uygulaması hakkında  değerlendirme yapıldıktan sonra 2010 yılında Devlet Denetleme Kurulu2 tarafından  hazırlanan raporda da öne çıkarılan hususlar üzerinde durulacaktır. 

-I 

Örgüt üyeliği suçlamasıyla yargılandığı davada 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına  mahkûm edilen kanser hastası Ayşe Özdoğan hakkında infazın ertelenmesi yönünde  yürütülen süreç olumsuz sonuçlanmıştır. Ağır hasta mahpus Ayşe Özdoğan, cezanın  infazı için cezaevine konulmuştur. Eşi de cezaevinde olan Özdoğan anne olup 8  yaşında bir çocuğu bulunmaktadır. 

Ayşe Özdoğan hakkında, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından,  hastalığının düzenli takip ve tedavi gerektirdiği, hayati tehlikesi bulunduğu, hayatını  yalnız idame ettiremeyeceği, hükmün infazının tedavi boyunca ertelenmesinin uygun  görüldüğü yönünde, heyet raporu tanzim edilmiştir. Özdoğan’ın bu rapora rağmen  neden hapsedildiği sorusu/sorunu İnfaz Erteleme müessesesini, Adli Tıp Kurumu’nu (ATK), kurumun yapısını, özerklik problemini, ATK raporlarındaki katı tutumu 

tartışmayı gerekli kılmaktadır. 

ATK tarafından Özdoğan hakkında yürütülen sürece ilişkin olarak Antalya  Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yayımlanan 17.09.2021 tarihli basın açıklamasında özetle, Özdoğan hakkında yargılama sürecinde 12.12.2019 tarihinde tutuklama kararı  

  

1 Çalışma içerisinde ATK kısaltması kullanılacaktır. 

2 Çalışma içerisinde DDK kısaltması kullanılacaktır.

çıktığı ancak 14 günlük tutukluluktan sonra 26.12.2019 tarihinde hastalığı sebebiyle  aynı mahkeme tarafından tahliye edilerek yargılamaya tutuksuz devam edildiği,  yargılama sonucunda ceza aldığı ve cezasının 16.06.2021 tarihinde onanarak  kesinleştiği, sağlık durumu sebebiyle yakalama işlemleri yerine İnfaz Kanununun 16.  Maddesi çerçevesinde infaz erteleme sürecinin yürütüldüğü, Antalya Eğitim ve  Araştırma Hastanesinden infazın ertelenmesinin uygun olduğuna ilişkin düzenlenen  raporun yine kanun gereği onay için Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, ATK’nın  hükümlünün bizzat hazır edilmesini istediği ancak hükümlünün sağlık durumunun  elvermediğinden ATK’ya gidemeyeceğini beyan etmesi üzerine ATK’nın yerel  hastane tarafından yapılmak üzere ek tetkikler istediğini ve bu şekilde temin edilecek  raporların gönderilmesi ile -kişi bizzat hazır olmadan- bir karar vereceğini bildirdiğini,  sürecin devam ettiğini ve hükümlünün bu süreçte ceza infaz kurumu dışında  tedavisine devam ettiği ifade edilmiştir.3 

Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Adli Tıp Kurumu raporu sonrasında  yayımladığı 04.10.2021 tarihli basın açıklamasında ise, Hükümlü Ayşe Özdoğan’ın  hastalığı nedeniyle infaz erteleme talebine ilişkin olarak, tedavi ve rapor süreci  titizlikle takip edilerek Ayşe Özdoğan’ın Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi  İç Hastalıkları Anabilim Dalının Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’nın hastalığın ilerlemediği  ve patolojik bir bulgu saptanmadığı yönündeki tetkik sonuçları ve diğer raporlar Adli  Tıp Kurumu’na iletildiği, 1 Ekim 2021 tarihinde ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun  oy birliğiyle vardığı mütalaada Ayşe Özdoğan’ın tetkiklerinde nüks veya metastaz  bulgusuna rastlanmadığı, tedavisiz bir şekilde düzenli aralıklarla takip edildiği, aktif  tedavi almadığı tespit edilerek; hayatını cezaevi şartlarında yalnız idame ettirebileceği  ve düzenli poliklinik kontrolü sağlanarak cezasının infazına cezaevinde devam  edilebileceği sonucuna varıldığı, bu itibarla Özdoğan hakkında kesinleşen cezasının  infazı sürecine başlanmasının yasal bir zorunluluk olduğu ve Adli Tıp raporu  doğrultusunda adı geçenin infaz işlemlerine başlanıldığı ifade edilmiştir.4 

-II 

Konuyu İnfaz Kanunun 16. Maddesi ve Adli Tıp Kurumunun teknik tıbbi veri ve  tespitler içeren raporu doğrultusunda ele aldığımızda, binlerce infaz erteleme  dosyasında karşımıza çıkan çeşitli sorularla karşılaşıyoruz. Eğitim ve Araştırma  Hastanesi tarafından verilen ve ATK raporu gibi teknik tıbbi veri içeren olumlu rapora  hatta Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının açıklamalarında ortaya çıkan savunma  refleksinde kendisini gösteren “raporu olumlayıcı” hukuki kanaate rağmen ne  olmaktadır da Adli Tıp Kurumu olumsuz bir rapor verebilmektedir? İnsan Hakları  alanında mücadele yürüten hukukçular olarak teknik veriler ve tespitler içeren bu  

  

3 https://antalya.adalet.gov.tr/17092021-tarihli-basin-aciklamasi Çevrimiçi:10.10.2021 

4 https://antalya.adalet.gov.tr/04102021-tarihli-basin-aciklamasi Çevrimiçi: 10.10.2021

raporlardan hangisine itibar edeceğiz? Adli Tıp Kurumu’nu kanunen yetkili kılınmış  ve son sözü söyleyecek kurum olarak kabul edecek olsak bile mevcut yapısı ile bu  kurum ve raporları meşru sayılabilir mi?... 

Görüleceği üzere mesele tek başına hasta mahpus Ayşe Özdoğan’dan ve Antalya  Eğitim ve Araştırma Hastanesinin raporuna rağmen ATK tarafından verilen  cezaevinde kalabileceğine ilişkin olumsuz rapordan ibaret değildir. Türkiye’de  binlerce ağır hasta mahpus yönünden ATK’nın insan hakları gönüllüleri, hukukçular,  tıpçılar ve toplum kesimleri tarafından tatmin edici ve güvenilir bulunmayan raporları ile sorunun daha köklü ve büyük olduğunu ifade etmek gerekir. Bu çerçevede  ATK’nın yapısını ve kanuni dayanağını incelemekte fayda görüyoruz. 

-III 

Adli Tıp Kurumu’nun Yapısı, Kanuni Dayanağı ve İtirazlarımız: 

Hukuki dayanağını 1982 tarihli 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunundan alan Adli  Tıp Kurumu ile ilgili olarak süreç içerisinde çeşitli köklü değişiklikler yapılmıştır.  09.07.2018 tarih ve 703 sayılı KHK’nın 61. Maddesi ile kanunun ismi “Adli Tıp Kurumu  ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun” olarak değiştirilmiş, yine kanunun  birçok maddesi değiştirilmiş ya da yürürlükten kaldırılmıştır.5 Kurumun yapı, görev  ve yetkilerini düzenleyen maddeleri yürürlükten kaldıran bu değişiklikleri kanun  tekniği açısından yanlış bulduğumuzu ifade etmek isteriz. 

703 sayılı KHK ile yapılan değişikliklerden sonra oluşan boşluğu gidermek adına  15.07.2018 tarih ve 4 sayılı “Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar İle Diğer  Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”6 ile (1-29.  maddeler) ATK yeniden düzenlenmiş, ancak kuruma gerek üniversiteler gerek  hukukçu ve tıpçılar gerekse insan hakları alanında çalışma yürüten kurumlar  tarafından bugüne kadar yöneltilen eleştiriler ve bu çalışmada değineceğimiz Devlet  Denetleme Kurulu raporu dikkate alınmadığı için esaslı bir değişim yaşanmamıştır. 

Kurumun mevcut hukuki dayanağını oluşturan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı  Kararnamesinde değiştirilen kanundaki hükümler korunarak ATK’nın Adalet  işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı olarak kurulduğu,  giderlerinin Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağı ifade edilmiştir. Kurum  başkan, başkan yardımcıları, ihtisas kurulları başkan ve üyelerinin atanması hususu  ise 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi7 ile düzenlenmiştir. Kararnameyle ATK  Başkanının doğrudan Cumhurbaşkanı kararıyla atanacağı, başkan yardımcıları ile    

5 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2659&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5 

6 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=4&MevzuatTur=19&MevzuatTertip=5 

7 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=3&MevzuatTur=19&MevzuatTertip=5

ihtisas kurulları başkan ve üyelerinin ise Cumhurbaşkanı onayı ile atanacağı  kararlaştırılmıştır. 

-IV 

Gerek değişen kanun gerekse KHK ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi sonrasında,  ATK’nın doğrudan Adalet Bakanlığı bünyesinde tesis edilmiş bir kurum olmasının kuruma yönelttiğimiz en temel ve önemli eleştirilerden birisi olduğunu ifade etmek  gerekiyor. Bu bağlılık/bağımlılık hali, yargıya bilirkişilik hizmeti sunan hatta kanunla  bu vasfı resmi bilirkişilik olarak tanımlanmış kurum tarafından ihdas edilen raporları  daha işin başında şaibeli hale getirmektedir. Yürütmeden bağımsız olması gereken  yargılama, infaz, infaz erteleme süreçleriyle doğrudan ilişkili olması, tarafsız bir  şekilde yargı ve infaz süreçlerine ilişkin olarak mahkeme ve savcılık kararlarına şekil  vermesi ATK’nın hayati önemini gözler önüne sermektedir. 

Öyle ki ATK raporuna göre herhangi bir dava ret ya da kabul edilebilmekte; herhangi  bir sanık hakkında ceza ya da beraat kararı verilebilmekte; herhangi bir mahkûm hakkında infaz erteleme ya da devam kararı verilebilmektedir. Hatta infaz erteleme  kararları ve Cumhurbaşkanı tarafından -Anayasa’nın 104. maddesi kapsamında sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarının hafifletilmesi veya  kaldırılması için ATK raporu zorunlu unsurdur. 

Bu kadar önemli ve hayati görevleri yüklenmiş bir kurumun idari ve mali olarak özerk  olması, iç işleyişinin ve dışa karşı verdiği görüntünün bağımsız ve tarafsız olması  temel, hukuki ve akli bir zorunluluktur. Bu husus Adil Yargılanma Hakkının da  gereğidir. Oysa ATK Adalet Bakanlığı bünyesinde ihdas edilmiş idari ve mali özerkliği  bulunmayan bir kurumdur. Kurumun tamamen yürütme etkisiyle hareket eden  mevcut örgütsel yapısı, bürokratik konumu ve atama usulleri ile güvenilir olmadığı  izahtan varestedir. Verilen raporların içeriği tıbbi olarak doğru olsa dahi söz konusu  yapısal bozukluk bütün raporları şaibeli hale getirmektedir. 

ATK’ya yöneltilecek önemli eleştirilerden birisi de Ayşe Özdoğan hakkındaki süreçte  de görüldüğü üzere kurumun bir tür hiyerarşik üst pozisyonuna yerleştirilmiş  olmasıdır. ATK bünyesindeki hekimlerin heyet olarak verdiği raporları tam teşekküllü  herhangi bir Devlet Hastanesi ya da Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesindeki  hekimlerin heyet olarak verdikleri raporlardan daha üstün kılan maddi ve bilimsel  gerçeklerin ortaya konulması gerekmektedir. Ancak böyle bir çaba olmadığı gibi ATK  kendi içerisinde bile çelişkili ya da isabetsiz raporlara imza atabilmekte, hayati 

tehlikesi yoktur dediği mahpuslar raporlar cezaevine ya da ilgili savcılığa ulaşmadan  hastalıkları sebebiyle vefat edebilmektedir.8 

-V 

İnfaz Erteleme Uygulaması 

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un9 16. Maddesi  “Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” başlığını taşımakta olup  Ayşe Özdoğan ve benzer durumda infaz erteleme ihtiyacı hasıl olan hükümlüler  yönünden bu madde çerçevesinde işlem yapılmaktadır. Bu madde kapsamında infazı  ertelenecek kişilerin suçu ya da aldıkları cezanın infazın ertelenmesi konusunda bir  önemi olmayıp aslolan teknik ve tıbbi bir inceleme neticesinde infazın ertelenmesinin  gerekip gerekmediği hususunun tespit edilmesidir. 

Bahse konu kanunun 16/6. maddesinde, “Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik  nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum  güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir.”  denilerek ağır hasta mahpuslar yönünden -toplum güvenliği istisnasına itirazımız  baki olmakla beraber- yapılması gerekene işaret edilmiştir. Kanunun 16/3  maddesinde ise geri bırakma kararının, Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet  Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip  Adli Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet  Başsavcılığınca verileceği ifade edilmiştir. 

Hasta mahpus Ayşe Özdoğan hakkında da kanunda öngörülen süreç işletilmişse de  Adli Tıp Kurumu üniversite hastanesince düzenlenen raporu onaylamayarak infazın  ertelenmesini uygun bulmamıştır. Normal şartlarda güvenilir ve özerk bir kurum olsa  standart bir prosedür denilip geçilebilecek süreç ATK’nın mevcut bağımlı yapısı  sebebiyle şüphe ve güvensizlikle karşılanmakta haklı olarak ciddi itirazlara muhatap  olmaktadır. 

Uygulamada hakkında olumsuz rapor verilen mahkumların kısa süre sonra hastalık  sebebiyle cezaevinde vefat etmesi ya da hastalık çok fazla ilerledikten sonra verilen  olumlu raporların üzerinden fazla zaman geçmeden infazı ertelenen mahpusun  evinde ya da hastanede vefat etmesi sebebiyle isabetsizliği bir insanın canını vermesi  

  

8 Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı verdiği 2013/2754 ve 2014/5098 başvuru numaralı dosyaları örnek olarak verilebilir. 

9 https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5275&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5

ile tescil edilen raporlar kurum mevcut yapı ve bakış açısıyla devam ettikçe korkarız  ki varlığını devam ettirecektir. 

-VI 

Devlet Denetleme Kurulu Raporundaki (2010/12)10 Eleştiriler Bağlamında ATK 

Adli Tıp Kurumunun yapısı ve icraatları konusundaki eleştiriler yeni değildir. Bu  eleştirilerin yoğunlaşması üzerine dönemin Cumhurbaşkanının talimatıyla Devlet  Denetleme Kurulu tarafından 01.07.2010 tarihinde kapsamlı bir rapor hazırlamış ve bu  raporun özeti yayımlamıştır. Halihazırda Cumhurbaşkanlığı güncel web sitesinde  bulamadığımız ancak “web.archive.org” sitesi üzerinden yaptığımız araştırma  neticesinde aşağıdaki dipnotta yer verdiğimiz linkten indirebildiğimiz raporda önemli  birtakım tespitler yanında kurumun yeniden yapılandırılmasına ilişkin öneriler de  bulunmaktadır. Raporda aşağıda bir kısmına yer vereceğimiz ve bizim eleştiri, tespit  ve tekliflerimizle uyuşan çok sayıda tespit ve teklife yer verilmiştir. 

DDK kurumun teşkilat yapısıyla ilgili olarak, ATK’nın “bağlı kuruluş” olan hukuki  statüsünün yürütmekte olduğu “bilirkişilik” hizmeti dolayısıyla sahip olunması  gereken “idari ve mali özerklik” niteliğini karşılamadığını ifade ederek sorunun  kaynağına işaret etmiştir. Yine ATK bünyesindeki Genel Kurul ve ihtisas kurullarının,  çok çeşitli alanlarda uzmanlığı bulunan çok sayıda üyeden müteşekkil olduğu, bu  kurulların oylama usulü ile karar vermekte olmasının üyelerin uzman olmadıkları  konularda alınacak kararlara da katılabilmeleri sonucunu doğurmakta olduğu, bu  durumun “bilirkişilik” faaliyetinin özüne aykırılık teşkil ettiği; ATK Başkanı, başkan  yardımcıları ya da ihtisas kurullarının başkan ve üyeleri gibi önemli görevler ifa eden  personelin görevden alınma koşullarının belirlenmemiş olduğu; Temelde, Devlet  Memurları Kanunu’na göre istihdam edilmekte olan Kurum personelinin tabi olduğu  ikincil mevzuat bakımından ciddi eksikliklerin söz konusu olduğu yönünde  eleştirilere yer vermiştir. 

DDK bilirkişilik sisteminin yapı ve işleyişi ile ilgili olarak, Bilirkişilik görevini  üstlenecek kişilerin yetkinlik düzeylerinin ölçülmesi ve değerlendirilmesini  sağlayacak mekanizmaların yokluğu; Bilirkişiler tarafından sunulan hizmetin ve buna  bağlı olarak tanzim edilen raporların sıhhatinin test edilmesine ve bu bakımdan  kalitenin yükseltilmesine katkı sağlayacak araçların eksikliği, var olan araçların da  etkili bir biçimde kullanılamamakta olması; Adli Tıp Kurumu, üniversiteler, sağlık  kuruluşları gibi, “resmî bilirkişilik” sıfatını haiz olan ve bilirkişilik müessesesi  

  

10 https://web.archive.org/web/20111027112000/https://www.tccb.gov.tr/ddk/ddk46.pdf Çevrimiçi:10.10.2021

bakımından benzer alanlarda faaliyet gösteren birimlerin sistem içerisindeki  yerlerinin netleştirilmemiş olması ve bunlar arasındaki işbölümü ve koordinasyonun  sağlanamaması gibi sorunlara değinmiştir. 

-VII 

DDK bahse konu denetleme ve kurum bünyesinde yürütülen çalışmalar ve konunun  taraflarından alınan görüşler çerçevesinde kurumun yapısı, işleyiş biçimi ve  fonksiyonları bakımından tümüyle yeniden yapılandırılmak kaydıyla Adli Tıp  Kurumu’nun sistem içerisindeki varlığının korunmasının mevcut durum itibarıyla en  uygun çözüm olduğu değerlendirmesinde bulunmuş ve bir model önerisinde  bulunmuştur. 

Bahse konu model önerisinde DDK, Bilirkişilik hizmetinin mahiyeti itibarıyla  zorunluluk arz eden idari ve mali özerkliğin sağlanabilmesi için ATK’nın “bağlı kuruluş” olan hukuki statüsünün “ilgili kuruluş” haline getirilmesi ve kendisine ait bir bütçeye kavuşturulması; Merkez ve taşra teşkilatlarına dâhil bütün birimlerin  kadro ihtiyaçlarının objektif kıstaslara göre belirlenmesi ve her birime ihtiyaca göre  kadro tahsis edilmesi amacıyla kapsamlı bir “norm kadro” çalışması başlatılmasının gerekliliği ifade edilmiştir. 

DDK mevcut yapının temel unsurları arasında yer alan ve bu çalışmaya konu ettiğimiz  Ayşe Özdoğan hakkında da rapor hazırlayan ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun11 da  içerisinde yer aldığı, “ihtisas kurulları” nın lağvedilmesi ve bunların yerine, sadece ilgili branşta uzman olan kişiler ile adli tıp uzmanlarının katılacağı, daha az sayıda ve değişken üyelerden oluşan, çok sayıda heyetin teşekkül ettirilmesi gerekliliğine işaret  etmiştir. Bunun yanında bilirkişilik hizmetinin üretilmesi noktasında üniversiteler ve sağlık kuruluşları gibi kurumlardan daha etkili bir biçimde yararlanılabilmesi ve Adli  Tıp Kurumu’nun karşı karşıya bulunduğu iş yükünün hafifletilebilmesi için adli  mercilerce bilirkişi görüşü talep edilecek vakaların öncelikle kendilerine en yakın ve  Adli Tıp Kurumu tarafından akredite edilmiş üniversite ya da sağlık kuruluşu gibi  yerel birimlere gönderilmesinin zorunlu kılınması, Adli Tıp Kurumu’nun ise “üst bilirkişilik organı” hüviyetine kavuşturulmasının uygun olacağı ifade edilmiştir. 

Sonuç 

  

11 Adli Tıp Üçüncü İhtisas Kurulu; maluliyetler, meslekte kazanma gücü kaybı, beden çalışma gücü kaybı, meslek  hastalıkları, hapis cezalarının infazının ertelenmesi, sürekli hastalık, engellilik ve kocama sebepleri ile belirli  kişilerin cezalarının hafifletilmesi veya kaldırılmasına ilişkin işlemler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirir.

Hasta mahpus Ayşe Özdoğan’ın basın ve sosyal medya ortamlarında da yoğun olarak  gündeme gelen mağduriyeti ile ilgili olarak kamuoyuna yansıyan infaz erteleme talebi  ve Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kapsamda yürütülen süreç, Adli Tıp  Kurumu’nun infaz erteleme hususunda yetkili 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından  verilen olumsuz raporla akamete uğramıştır. 

ATK tarafından verilen olumsuz rapor kamuoyunda çokça tartışılmış ancak sonuç  değişmemiştir. Hasta mahpus Ayşe Özdoğan, -Adalet Bakanlığı yıllardır cezaevi  istatistiklerini yayımlanmadığı için tam sayı verememekle beraber- binlerce olduğunu  ifade edebileceğimiz ağır hasta mahpustan birisi olarak, cezaevinde oldukça elverişsiz  şartlar altında tutulmaya başlanmıştır. 

ATK, yıllardır benzer tartışmalı kararlarıyla gündem olmuş, hasta mahpusların  cezaevi içerisinde farklı cezalara muhatap olmalarına, yaşam hakları ihlal edilerek  mevcut hastalıklarının daha da ilerlemesine ve geri dönülmez aşamaya gelmesine,  insan haysiyetiyle bağdaşmayan uygulamalara, kurumsal hantallık sebebiyle yargı  işleyişinin aksamasına ve zaten uzun olan yargılama süreçlerinin daha da uzamasına  sebebiyet vermiştir. 

İsabetsiz olduğu cezaevlerinde yaşanan ölümlerle ortaya çıkan raporlarla istikrarlı  şekilde gündeme gelen ATK, mevcut bağımlı kurumsal yapısından başlayarak  değişmeli ya mali ve idari özerkliğe sahip bağımsız ve tarafsız bir kurum haline  getirilmeli ya da görevini tam teşekküllü üniversite ve devlet hastanelerine bırakmak  suretiyle lağvedilmelidir.

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
https://www.facebook.com/rhvmimarlik/videos/557660301802778
Yazar Bilgisi

H24 Haber H24 Haber infokariha.net Tüm Yazıları

BENZER HABERLER