VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 12 May 2022 07:46:07

0 Yorum

Kez Okundu.

Türkiye’de İslamcılık serüveni Notları-1

TÜRKİYE'DE İSLAMCILIK SERÜVENİ NOTLARI (1)

H24/ MAKALE/ Yakup ASLAN 

Türkiye İslamcılığı literatürü de uzun bir süre İslamcı taleplerin ortaya çıkışını aktörlerin toplumsal ve siyasi fiilleriyle ilişkilendirmez. Bu yaklaşıma göre İslamcılar kendi siyasi süreçlerine sahip ‘özneler’ değil kendilerini aşan siyasi süreçlerin başarı ya da başarısızlığının sonucu olarak ortaya çıkan nesnelerdir. Söz konusu literatürde İslamcılığın ortaya çıkışı Kemalist ulus devletin modernleşme ve ekonomik kalkınma vaatlerini yerine getirememesiyle ilişkilendirilmişti.

1976-1980 arası İslamcı toplumsal-siyasal hareketi anlayabilmek için Türkiye siyasi tarihi içerisinde İslamcılığın gelişimini araştırmak ve incelemek gerekir. Türkiye İslamcılığı bir siyasi süreç içerisinde belirli politik olanaklar (ya da olanaksızlıklar) içerisinde gelişmiştir.

Türkiye İslamcılığının siyasi, toplumsal ve kültürel alanlarda bir yoksunluk olarak kurulması 1924-25 arasında yaşanan bir dizi gelişmeyle olmuştur. 1924’de halifeliğin kaldırılması İslamcılığın siyasi iddialarına ket vurmuştu. Ancak Türkiye İslamcılığı açısından esas belirleyici olan gelişme İslami faaliyetlilerde bulunanların vatana ihanetle yargılanmasını öngören Hıyaneti-i Vataniye Kanunu’nda yapılan değişiklik ve Takrir-i Sükun Kanunu ile beraber İslam’ın toplumsal-kültürel alandan çıkarılması ile oldu. 1949-50’ye kadar Türkiye’de İslamcılık kültürel alanda dahi kendisini ifade etme imkanından yoksundu. 1949’da İslamcı faaliyetlerde bulunmayı vatana ihanetten çıkararak olağan bir suça dönüştüren 163. Maddenin kabulü ve ardından 1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidara gelişi İslamcılığın siyasal alanda değil ama toplumsal-kültürel alanda yeniden örgütlenmesini mümkün kılacaktı. 1950 sonrasında belirli bir iktisadi birikime kavuşan muhafazakar milliyetçi gruplar cemaatler ve dernekler aracılığıyla toplumsal-kültürel alanda hızlı bir şekilde varlık alanlarını genişlettiler.

Demokrat Parti iktidarı toplumsal-kültürel alanı her ne kadar İslami oluşumlara açmış olsa da bir siyasal hareket olarak İslamcılığın gelişimine izin vermedi. Siyasal alan Demokrat Parti iktidarı müddetince büyük oranda partili elitlerin denetimi altındaydı. Bu dönemde toplumsal oluşumların siyasal bir karakter kazanması arzu edilmiyordu.

27 Mayıs 1960 darbesi bu tabloyu değiştirecek, siyasal alanı toplumsal ideolojik hareketlerin mücadelesine açacaktı. 1965’e kadar sol-Kemalist oluşumların ağırlıklı olduğu öğrenci örgütlenmesi alanı, 1965’de Milli Türk Talebe Birliği kongresinin muhafazakar milliyetçi öğrenciler tarafından kazanılmasıyla sağ-sol mücadelesine açılıyordu.

1967’de genel başkanlığa seçilen İsmail Kahraman dönemi MTTB’nin dışa açılma ve mücadele dönemi olacaktı. 1968’den itibaren anti-komünist cephenin liderliğini üstlenen MTTB 16 Şubat 1969’da yaşanacak “Kanlı Pazar” hadisesinin taraflarından biri olacaktır.

Şubat 1969 itibariyle MTTB içindeki milliyetçiler ve İslamcılar arasında henüz bir ayrışma belirtisi yoktu ancak 12 Ağustos 1969 MTTB kongresinde İslam’ı Türklüğün bir niteliği olarak benimseyen gruplarla Türklüğü İslam’ın yedeğinde tutan onu İslam’ın bir parçası olarak benimseyen gruplar arasında yaşanacak mücadeleyi İslamcılar kazanacaktır.

1969’da sadece İslamcı gençlik hareketi için değil aynı anda İslamcı siyasi parti için de bir başlangıç yılıydı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği genel sekreterliğinden Adalet Partisi’nin baskısıyla ayrılmak zorunda kalan Necmettin Erbakan’ın başını çektiği bağımsızlar hareketi muhafazakar-dindar burjuvazinin temsilcisi olarak genel seçimlere girecekti.

Genel seçimlerin hemen ardından 1950- 1969 arasında gelişen İslami toplumsal-kültürel hareketin siyasi uzantısı olarak Milli Nizam Partisi 26 Ocak 1970’de resmen kurulacaktı. 1969 yılı siyasi sistemin de olanak tanıması ile Türkiye’de ilk İslamcı örgütlenmelerin doğduğu bir momentti. Ancak İslamcı örgütlerin nasıl bir söylem ve eylem stratejisi belirleyecekleri bu örgütlerin yetkili temsilcilerinin aktif arayış ve çabalarının sonucu olarak ortaya çıkacaktır. Diğer bir deyişle 1969 yılını Türkiye İslamcılığı açısından kritik bir eşik haline getiren, İslamcı elitlerin bu tarihi takip eden söylem ve eylemleridir.

MNP’nin kuruluşunun ardından çeşitli açılış ve davetlerde yaptıkları konuşmalarda İslamcı söylemi inşa eden parti temsilcileri, ‘hak’ ve ‘batıl’ gibi Kuran kaynaklı kavramları siyasi teolojilerinin merkezine alacaktı. Parti cephesinde oluşan İslamcı söyleme paralel bir şekilde gençlik örgütü lideri Burhaneddin Kayhan da İslam’ın ibadet, ahlak ve adetlerle sınırlanamayacak bir “külli sistem” olduğunu iddia edecekti.

Burhaneddin Kayhan yönetimi MTTB’nin 12 Eylül 1980’e giden süreçteki ana stratejisini üç prensip üzerinden belirler. Bu üç prensip eğitim yoluyla iç bünyedeki gençlerin kültürel-siyasi anlayışlarını geliştirmek, bu gençleri hali hazırdaki toplumsal-siyasi ağları da kullanarak etkin bürokratik pozisyonlara getirmek ve tüm bunları yaparken herhangi bir siyasi partinin gençlik örgütü konumuna düşmemektir. Kayhan’ın belirlediği bu strateji 12 Mart 1971 askeri muhtırasıyla daralan toplumsal siyasal alan içerisinde MTTB’nin varlığını kendi iç bünyesine çekilerek sürdürmesine olanak sağlayacaktır.

12 Mart muhtırası sonrası süreçte kapatılmaktan kurtulamayan İslamcı parti, kısa bir süre içerisinde bu sefer Milli Selamet Partisi ismiyle kurulacaktır. 1973 genel seçimlerine katılan ve beklentinin üstünde bir oy alarak parlamentoda 3. büyük parti konuma gelen MSP Ocak 1974’de CHP ile koalisyon hükümeti kurarak iktidara gelecektir. İslamcı siyasi parti 1970’de kurulduğunda toplumsal hareketin partisi hüviyetindeydi. Ancak 1970’deki parti oluşumuna destek veren toplumsal hareket siyasi değil kültürel karakterdeydi. Partiden beklentileri farklı olan Risale-i Nurcular, Nakşibendiler, din görevlileri, entelektüeller ve siyasi elitlerden oluşan bir koalisyon ile toplumsal-kültürel hareketin ortak bir siyasal içerik üretebilmesi kolay değildi. Özellikle 1973 seçim zaferi ve ardından CHP ile kurulan iktidar Necmettin Erbakan’ın başını çektiği siyasi elitlerin söz konusu heterojen toplumsal hareketin baskısından kurtulma iradesini güçlendirmişti.

12 Mart baskısının azaldığı 1975 itibariyle toplumsal tabanda rakip milliyetçi ve sosyalist hareketlerin kitlesel bir güç ve yaygınlık kazandığı bir ortamda kendisini MSP’li olarak tanımlayan İslamcı toplumsal hareketin filizlendiğini görüyoruz. Söz konusu toplumsal hareket ile MSP’li siyasi elitlerin arzusu örtüşüyordu. Parti doğrudan kendi yönlendirme ve etkisine homojen bir toplumsal hareketin varlığını arzu ederken, İslamcı toplumsal harekette henüz örgütlenmesinin başında Parti’nin sağlayacağı maddi ve manevi desteğe ihtiyaç duyuyordu.

1976 yılı İslamcı toplumsal hareketin örgütlendiği yıl olacaktır. İslamcı işçiler Hak-İş sendikasında, İslamcı öğretmenler Mefkureci Öğretmenler Derneği’nde, İslamcı mühendis ve teknik elemanlar ise Teknik Elemanlar Birliği’nde örgütlenecekti. Aralık 1975’de kurulan İslamcı gençlik örgütü olarak Akıncılar Derneği, 1975 sonrası kitleselleşen İslamcı toplumsal hareketin gençlik örgütlenmesiydi.

Akıncılar Derneği MTTB mensubu olmakla beraber MTTB genel merkezinin Parti’ye karşı mesafeli olma siyasetini benimsemeyen bir grup Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi öğrencisi tarafından kurulmuştu. Akıncılar Derneği kurulurken MSP’li siyasi elitler ile iletişim halinde olsa da çıkış noktası olarak bir gençlik inisiyatifiydi.

Akıncılar Derneği’nin organize ettiği ve yönlendirdiği İslamcı gençlik hareketinin politik gelişimi üç döneme ayrılabilir. Derneğin faaliyetlere başladığı Ocak 1976’dan Ocak 1978’e kadar olan dönem genel olarak bir yapılanma dönemidir. Bu yapılanma döneminin teşkilatlanma, ideolojik arayışlar ve siyasi farklılaşma çabaları olarak üç veçhesinden bahsedilebilir. Fiziki teşkilatlanma olarak şubeler yoluyla örgütlenme açısından büyük bir başarı elde edilen bu dönem içerisinde Akıncılar Derneği tüm Türkiye coğrafyasına il, ilçe ve kasaba örgütlenmeleriyle ulaşmıştı. İdeolojik arayış ve oluşum yönünden Akıncı dergisinin çıkarılması ve Akıncı Şuralarının geniş katılımla toplanması önemli gelişmelerdi. Dergi ve şuralar İslamcı harekete bir ideolojik yön çizmesi amacıyla organize edilmiş olsa da harekete yön verecek tatmin edici bir içerik ortaya çıkmadı. Bu durumda hareketin henüz teşkilatlanma aşamasında olması, İslamcı entelektüellerin belirli bir fikri bütünlüğe ulaşmamış olmaları ve belki de en önemlisi iktidardaki koalisyon hükümetinin parçası olan MSP’nin gençlik hareketine ve entelektüellere kısıtlı bir rol biçmesi gösterilebilir.

Siyasi farklılaşma bakımından ise bu dönem içerisinde İslamcı gençlik hareketi kendisini rakip milliyetçi ve sosyalist hareketler karşısında konumlandırmıştı. Özellikle milliyetçi hareketten kendisini ayrıştırma süreci İslamcı hareket için belirleyici bir süreçti. Nitekim milliyetçilerle alan mücadelelerinin ardından İslamcı genç Erdoğan Tuna’nın öldürülmesi anti-komünizm şemsiyesi altındaki milliyetçi İslamcı gençlik yakınlaşması imkânını ortadan kaldırmıştı.

1978 Ocak ayından 1979 Şubat ayına kadar olan dönem İslamcı gençlik hareketinin pasif mücadele dönemi olarak adlandırılmıştır. 1978 Ocak ayı MSP’nin II. MC hükümetinin dağılmasıyla beraber iktidardan düştüğü tarihtir.

Haziran 1977 seçimlerinde umduğu başarıyı gösteremeyen ve oy kaybına uğrayan MSP Ocak 1978’e gelindiğinde muhalefete geçiyordu. MSP’nin iktidardan düşmesi hem kendi açısından hem de İslamcı toplumsal hareket açısından yepyeni siyasi arayışların gündeme gelmesi anlamına geliyordu.

MSP, Ocak 1974’de CHP ile kurduğu koalisyon hükümetinden beri iktidarda kalarak, iktidar olanaklarını kullanarak kadrolaşma yoluyla yukarıdan aşağıya bir İslamileşme politikası izliyordu.

Ocak 1978’deiktidardan düşmesiyle beraber toplumsal hareketi konsolide ederek ve güçlendirerek aşağıdan yukarıya bir İslamileşmenin patronluğunu yapma siyasetini izlemeye başlayacaktı. Diğer taraftan siyasi elitlerin parlamenter siyaset yoluyla İslamileşme stratejisinin itibarı toplumsal hareket nezdinde de sarsılmıştı. Parti’yi de kapsayacak ama aşacak, toplumsal hareket merkezli bir siyaset düşüncesine doğru bir yönelim belirmişti.

Akıncılar Derneği temsilcileri gelişen şartlar içerisinde bir taraftan silahlı şiddetin alanının genişlediği ve yoğunlaştığı bir ortamda İslamcı gençleri politik şiddet sarmalına sokmamaya çalışırken diğer taraftan toplumsal tabanda oluşan devrimci İslamcı taleplere söylem düzeyinde de olsa yer açarak tabanda oluşan İslamcı arzu ve istekleri konsolide etmeye çalışıyordu.

Şubat 1979-Aralık 1979 arası 11 aylık dönem akıncılar hareketinin aktif mücadele dönemidir. 1979 Şubat ayında gerçekleşen İran İslam devrimi İslamcı toplumsal hareketi daha önce tecrübe etmediği kadar ciddi bir ‘özneleşme’ sorumluluğu ile karşı karşıya bırakıyordu. İran’da İslamcı devrim, parti benzeri bir örgüt öncülüğünde kazanılmamıştı. Bu durum Türkiye’de de İslamcı toplumsal hareketin kendi belirlediği amaçlar ışığında araçlar üretebilme olanağına dair bir inanç ve güvenin doğuşuna sebebiyet verecekti. Nitekim 1 Nisan 1979’da düzenlenen Sakarya Mitingi İslamcı toplumsal hareketin failliğini bir potansiyel olarak ortaya koyacaktı. Her ne kadar devlet tarafından kapatıldığı Aralık 1979’a kadar çeşitli miting ve eylemler gerçekleştirse de bir siyasi özne olma potansiyeli hareketin kendi iç bünyesinde yaşanan zaaflar ve dış baskılar sebebiyle gerçekleştirilemedi. İslamcı toplumsal hareketin özneleşememesinin üç sebebinden bahsedebiliriz.

Birincisi harekete istikamet kazandıracak hareketin kendi öz kaynaklarından çıkacak bir entelektüel üretimin kısıtlı kalmasıdır. Var olan entelektüel kaynak Akıncı-Güç dergisi etrafında bir araya gelse de Akıncı Güç’ün hiçbir zaman hareketin tabanını dönüştürecek bir kapsayıcılığa ulaşamaması ve daha dar bir örgütlülük içerisinde kalması hareketi ideolojik bir içerikten büyük oranda mahrum bırakmıştır.

İkinci sebep ise MSP ile kurulacak ilişkinin niteliğinin hiçbir zaman tam olarak belirlenememesidir. İslamcı gençlik hareketi temsilcilerinin Parti’ye karşı tavırları onu içeriden dönüştürecek bir hamle olamadı, çünkü hiçbir zaman Parti bürokrasisinin bir parçası olamadılar. Dışarıda kalıp daha bağımsız bir çizgi izlemeleri de Parti’ye maddi ve manevi bağlılıkları itibariyle mümkün değildi. Bu sebeple gençlik teşkilatı zaman zaman kendi otonomisini savunan ama her zaman kendisine çizilen sınırlar içerisinde hareket etmesi gerektiğini bilen bir yapı olarak kaldı.

Üçüncü sebep ise İslamcı gençlik hareketi üzerindeki devlet baskısıdır. Sakarya Mitinginden sonra yoğun bir şekilde siyasi sistem baskısına maruz kalan gençlik hareketi ve teşkilatı ideolojik ve siyasi yapılanma için zaman ve alan bulamayacak, Aralık 1979 itibariyle bütün şubeleriyle beraber kapatılacaktı.

Teşkilatın kapatılması ile örgüt çatısından mahrum kalan İslamcı gençler çok geçmeden Mart 1980’de Konya merkezli olarak Akıncı Gençler Derneği’ni kurdular. Kısa sürede örgütlenme başarısı gösterilse de 12 Eylül’e giden süreçte yol artık çok kısalmıştı.

6 Eylül 1980 Kudüs Mitingi Türkiye İslamcılığının 12 Eylül öncesinde son ve en etkili gövde gösterilerinden birine sahne olacaktı. Akıncı Gençler Derneği’nin de destek verdiği ama açık bir şekilde MSP tarafından düzenlenen miting Parti’nin İslamcı hareket üzerindeki toparlayıcı ve yönlendirici kapasitesini göstermesi bakımından 12 Eylül 1980 öncesi Türkiye İslamcılığı için açıklayıcı bir final olacaktır. 6 Eylül 1980 günü, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden 6 gün önce, Konya tarihi günlerinden birini yaşıyordu. O gün ileride “Kudüs Mitingi” olarak anılacak tam ismiyle “Kudüs’ü Kurtarma Günü Mitingi ve Yürüyüşü” bizzat Necmettin Erbakan’ın katılımıyla düzenlenecekti. Türkiye İslamcılığının 12 Eylül öncesi en ciddi toplumsal siyasal görüntüsünü vereceği mitingi dönemin İslamcı gazetesi Yeni Devir’e göre “milli gençlik” düzenlerken dönemin diğer önde gelen İslamcı gazetesi Milli Gazete’ye göre ise Milli Selamet Partisi (MSP) düzenliyordu. Cumhuriyet gazetesi ise “milli gençliğin” ismini koyarak ve bu iki faili bir araya getirerek mitingin “MSP ve Akıncılar” tarafından gerçekleştirildiğini ifade edecekti. Kudüs mitingi ile ilgili haber metinlerinden anlaşılacağı üzere 12 Eylül öncesi ismi yan yana yazılabilen iki İslamcı aktörden; parti ve gençlikten bahsedebiliyoruz. Bu çalışmada bu iki aktörden ikincisi, bir toplumsal-siyasal hareket olarak İslamcı gençlik hareketi konu edinilecektir.

İslami toplumsallaşma siyasal değil kültürel karakterlidir. 1969’da Milli Türk Talebe Birliği’nin 49. genel kurulunda Burhaneddin Kayhan’ın başkan olarak seçilmesi, aynı yıl Necmettin Erbakan’ın önderliğinde Bağımsızlar Hareketi’nin genel seçimlere katılma kararı alması ve ardından Ocak 1970’de Milli Nizam Partisi’nin kurulması İslamcı toplumsal harekete siyasi bir karakter kazandıracaktır. 1969’daki bu ilk siyasallaşma dalgasını “1975 ‘Kudüs’ü Kurtarma’ Miting ve Yürüyüşü Yapıldı,” Yeni Devir, 7 Eylül 1980. “Yahudiler Lanetlendi”, Milli Gazete, 8 Eylül 1980. “MSP’nin Kudüs Mitingi’nde Cübbe ve Feslerle Yüründü. İstiklal Marşı Söylenirken Bir Grup Yere Oturarak ‘Ezan Sesi İsteriz’ Diye Slogan Attı”, Cumhuriyet, 7 Eylül 1980.

1976-80 arasında İslamcı gençlik hareketinin dönemin hâkim İslamcı aktörü olan Milli Selamet Partisi’nin yanında ve siyasi sistem, sosyalist ve ülkücü gençlik hareketleri karşısında bir siyasi özne olduğu ve buna bağlı olarak bir faillik oluşturduğudur. Bu hipotez tez boyunca İslamcı gençlik hareketinin teşkilatlanma, ideolojik yapılanma, siyasi farklılaşma ve toplumsal mobilizasyon kapasite ve etkinliğinin değerlendirilmesi yoluyla sınanacaktır.

Akıncılar Derneği toplumsal alanın ideolojik çizgiler etrafında siyasallaştığı 1975 sonrasında MTTB’nin öğrenci odaklı örgütlenmesini de aşacak şekilde memur, işçi veya öğrenci toplumun tüm kesimlerine yöneldi. 1979 yılı Aralık ayında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından kapatılmasına kadar Türkiye genelinde il, ilçe ve kasabalarda olmak üzere 500’ü aşkın şubeye ulaşan Akıncılar Derneği’nin ardından Mart 1980’de Konya merkezli olmak üzere Akıncı Gençler Derneği kurulmuştur.

12 Eylül 1980 darbesinin ardından Akıncı Memurlar, Akıncı İşçiler ve Akıncı Sporcular Derneği ile beraber Akıncı Gençler Derneği’nin de kapatılmasıyla akıncılar hareketi fiilen son bulmuştur. 1976 yılını ağırlıkla teşkilatlanmayla geçiren Dernek, 1977 sonrasında İslamcı gençlik hareketinin örgütü olarak rakip siyasal hareketlerle alan mücadelesine girişti. Özellikle İran Devrimi sonrası faaliyetleri göz önüne alındığında İslamcı hareket içerisinde belirli bir otonomi ve etkinliğe sahip olduğu gözlemlenen hareketin failliği içinde bulunduğu politik ve toplumsal imkan ve kısıtlar içerisinde değerlendirilecektir. İslamcılık çalışımları 1980’lere kadar kolektif davranış okulunun hegemonyası altındaydı. Bu yaklaşıma göre İslamcı düşünce ve eylemler toplumun modernizasyonuna karşı verilen sosyo-psikolojik reaksiyonlardan ibaretti. İslamcılık çalışmalarında paradigma değişiminin yaşanması toplumsal hareketler kuramında yaşanan paradigma değişiminin İslamcılık çalışmalarına tatbik edilebilmesiyle mümkün olmuştur.

Kaynak Mobilizasyonu ve Politik Olanaklar Kuramı, İslamcı hareketlerin çalışılmasında önemli açılımlar sağlama potansiyeline sahipti. Bu kuramların en büyük başarısı toplumsal hareketlerin failliğini, hareketlerin mobilizasyon ve kaynak yaratma kabiliyeti içinde kuramsallaştırarak gün yüzüne çıkarmasıdır.

Ancak Toplumsal Hareketler Kuramı içerisindeki bu dönüşümler henüz İslamcılık çalışmalarına yönelmekte yeterli teorik zemini sağlamıyordu. Söz konusu teorik zemin sadece maddi kaynakların değil sembolik (fikri) kaynakların da analiz edileceği yeni bir kuramsal açılıma gereksinim duyuyordu. Toplumsal harekete kaynak toplayan ve onu finanse eden toplumsal hareket örgütlerine dikkatini yönelten Kaynak Mobilizasyonu Kuramı iktisadi dile kendisini fazlaca kaptırmakla eleştirildi.

17 Kaynak Mobilizasyonu Kuramının toplumsal hareketlerin insanları nasıl etkileyebildiğine, onları hangi çıkarımlarla ikna ettiklerine dair vurguları zayıf kalmıştı. Bu kuramsal eksikliğin doldurulmasına yönelik olarak 1980’lerin ortalarından itibaren toplumsal hareketler kuramında kültürün ve fikirlerin seferber edici etkilerine yönelik bir ilgi uyandı.

18 O güne kadar literatürde ihmal edilmiş olan anlam dünyaları, inançlar ve değerler, ‘çerçeveleme’ (framing) sürecinin bir parçası olarak ele alındı.19 Çerçeveleme, seferber edici ve karşı seferber edici fikir ve manaların üretilmesi üzerine mücadele etme olarak tanımlandı.20Bu kuramsal açılımın analitik olarak ikiye ayrılabilecek içerimi bulunur.

İlk içerim, fikirlerin, değerlerin ve sembolik anlamların kendilerine ait failliklere ve öznelliklere sahip olduğu bunların herhangi bir yapısal ya da ideolojik dizgeye indirgenemeyeceğidir.

İkinci içerim, bir süreç olarak çerçeveleme ya da anlam inşa etmenin, üzerinde mücadelenin hüküm sürdüğü dinamik bir alan olmasıdır. Fikirler, semboller veya değerler sabit değildir, toplumsal mücadele sırasında oluşturulur veya yıkıma uğratılırlar. İslamcı aktivizm uzun süre toplumsal hareketler kuramı içerisinde çalışılmamıştı. Ancak sosyal mobilizasyonun kültürel ve sembolik dayanakları üzerinde çerçeveleme kavramının etrafında düşünülmeye başlanması İslamcılığın da toplumsal hareketler kuramının kuramsal araçlarıyla çalışılmasını imkanlı kıldı.

Toplumsal hareket olarak İslamcılık yaklaşımı özellikle 90’larla birlikteBliteratürde ağırlık kazandı.26Wickham, Mısır’daki Müslüman Kardeşler hareketini söz konusu teorik çerçevede ele almıştır. Wickham, otoriter bir devlet yapısının egemen olduğu Mısır toplumunda İslamcılığın nasıl ortaya çıkabildiğini araştırır. Ona göre bu süreci anlayabilmek için devletin baskıcı politikaları karşısında İslamcı hareketi örgütleyen karşı elitlerin oluşumuna bakmak gerekir. Karşı elit oluşumu, İslamcı özneye giden yolda insan kaynağını teşkil etmesi anlamında önemlidir. Ancak bu, hiçbir zaman muhalif bir hareketin gelişmesini zorunlu kılmaz. Esas kurucu moment, ‘dava’ olarak nitelendirilen özgün İslam yorumunun hareketçe ilan edilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Bu nokta İslamcılığa bakışta kritik bir eşiğe işaret eder: Mısır’da İslamcı önderler basitçe işsizlerin veya düşük işlerde çalışan gençlerin hayal kırıklıklarını sömürmedi. Fakat, potansiyel bağlıların kalplerini ve akıllarını ele geçirmek için yoğun bir ideolojik projeyle meşgul oldular. Dava ya da “Hakk’a davet aracılığıyla her Müslümanın zorunlu (farz-ı ayn) olarak toplum ve devletin İslami reformuna katılacakları, yeni ve aktivist bir İslam kavramı öne sürdüler. Sonuç olarak İslamcılar fayda zarar hesabının ötesinde kamusal alana katılmayı zorunlu kılan yeni medeni yükümlülükler öne sürerek siyasi yabancılaşmanın ve siyasetten el etek çekmenin egemen örüntülerine karşı çıkar.

Bu aşamada öznenin kökensel kurulumunu gözetecek, öznenin tecrübe ettiği kırılma ile tevarüs ettiği anlam çerçevesini bütünleştirecek farklı bir kuramsal açılıma ihtiyaç duyuyoruz. Buradaki açılımın Toplumsal Hareketler Teorisi içindeki bir arayışın sonucu olması mümkün değildir çünkü ifade edildiği üzere Toplumsal Hareketler Teorisi özneleşme tecrübesinin kurucu momentine dair yeterince bir açıklama sağlamaz. Buradaki kuramsal arayışı karşılayacak katkı “özne”, “olay” ve “ hakikati” bir arada ve birbirleriyle ilişki içerisinde ele alan Alain Badiou’nun siyaset felsefesinden gelir. Badiou “olay”ı birini “özne” olmaya çağıran şey, durumun içinde “alışılmış davranış biçimleriyle izah edilemeyecek şekilde ortaya çıkan bir şey” olarak tarif eder.

Halbuki süreç ve yapısal koşulları göz ardı etmeyen ancak öznenin sorumluluk bilincini edindiği momentleri de öne çıkarabilen bir kuramsal bakış açısı bir toplumsal hareketin çıkış ve gelişimini daha iyi ifade eder. Bu tez çalışmasında akıncılar hareketinin politik olanaklar teorisinin öne sürdüğü gibi bir taraftan siyasi süreçlerin ürettiği olanaklar-kısıtlar içerisinde doğduğu ve geliştiği ileri sürülürken diğer bir taraftan da ‘akıncı’ olmanın belirli “olay” lara verilen tepkilere içkin belirli “sadakat” ler ile de doğrudan ilgili olduğu vurgulanacaktır. Özellikle İran İslam Devrimi, İslamcı toplumsal hareket için içinde geliştiği politik süreçleri kesintiye uğratan ve yepyeni politik imkanları açan bir olay niteliği taşıyacaktır. İran Devrimi, İslamcı özneye daha önce olmadığı kadar belirgin bir sorumluluk ve eylem alanı açacaktı.

Bir toplumsal hareket olarak İslamcı gençlik hareketi birincisi küresel gençlik hareketleri, ikincisi evrensel İslamcı hareket, üçüncüsü ise Türkiye İslamcılığı olmak üzere üç bağlamda tartışılabilir.

İlk bağlamda küresel ölçekte etkili olan üçüncü dünya gençlik hareketine koşut olarak İslamcı gençlik hareketi ele alınabilir. Bu noktada üçüncü dünya gençlik hareketinin siyasal yönelimleri birinci dünya gençlik hareketlerinden ayırt edilmelidir. Emin Alper, birinci dünya gençlik hareketlerinden ayrışan bir şekilde üçüncü dünya gençlik hareketlerinin varlığını sorgulayarak üçüncü dünya gençlik hareketlerinin ayırt edici vasıflarını sıralar. Alper’e göre birinci dünya gençlik hareketleri ile üçüncü dünya gençlik hareketleri arasında temelde üç fark bulunur. İlk fark birinci dünya gençlik hareketleri milliyetçiliği, modernleşmeyi, kalkınma ve sanayileşmeyi eleştirel bir şekilde sorgularken üçüncü dünya gençlik hareketleri açık bir şekilde milliyetçi, modernleşmeci, kalkınmacı ve sanayileşmecidir.

İkinci fark birinci dünya gençlik hareketlerinin karşı kültürcü yönü ağır basmasına karşın üçüncü dünya gençlik hareketleri kültürel konulara çok daha az önem vermiştir.

Üçüncüsü, birinci dünya gençlik hareketleri siyasi iktidarın ele geçirilmesinden ziyade sivil toplumun dönüştürülmesini amaçlarken, geleneksel siyaset yapma biçiminin ana unsuru olan iktidarın bir siyasi kurum yoluyla ele geçirme arzusu üçüncü dünya gençlik hareketlerinde baskındır.

Asef Bayat, Latin Amerika’da mevcut rejimlere karşı girişilen gerilla mücadelesiyle görünürlük kazanan sosyalist gençlik hareketi ve Ortadoğu’daki İslamcılık hareketini ideolojik formasyonları farklı olsa da benzer toplumsal dönüşümlere tepki olarak doğmaları açısından birbirine benzetir. Üçüncü dünya gençlik hareketleri çok farklı ideolojik görünümlere sahip olmuştur ancak tümünün ortak özelliği yozlaşmış devlet elitlerine karşı gençliği ulusun bağımsızlığı ve kalkınması misyonunun meşru taşıyıcısı olarak görmeleridir.

Türkiye’de 1970’ler boyunca gelişen İslamcı gençlik hareketi de anti-emperyalist bir söyleme sahip olması, Türkiye’nin sanayileşme ve kalkınmasını desteklemesi bakımından milliyetçidir. İslam’ı bir kültürel nesne olarak almaması, bir sistem önerisi olarak sunması bakımından da karşı kültürcü değildir ve özellikle 1978 sonrasında doğrudan siyasi iktidarı amaçlayan bir söyleme sahip olmasıyla tipik bir üçüncü dünya gençlik hareketi olarak kabul edilebilir.

Nurculuğun merkez sağ partilerle olan ilişkisini sorunlaştıran, devrimci bir Nurculuk anlayışı öne süren gruplar 1980’lerin ortasında ortaya çıktı.

İsmini Said Nursi’nin Medresetüz-Zehra projesinden alan Med-Zehra grubu sistem karşıtı Nurculuğun önde gelen örneğidir. Ancak Said Nursi’nin bu farklı anlaşılmasının Kürt bölgesiyle sınırlı kaldığını ana akım Nurculuk içerisinde daha marjinal bir yer Nur yorumlarının yol açtığı bölünmelere karşı, ana damar Nurculuğu bir arada tutan Zübeyir Gündüzalp, siyasal İslam’ın Türkiye’deki ilk ciddi parti örgütlenmesi olan Milli Nizam Partisi’nin kuruluşuna destek vermemişti.

Risale-i Nur hareketinin 1970’ler boyunca hakim kanadı olan Yeni Asyacılar dindarların kültürel haklarını korumada daha yetkin olacağını düşündükleri Süleyman Demirel’in başında bulunduğu sağ-muhafazakar Adalet Partisi’ni desteklediler. Benzeri bir tavrı Süleyman Hilmi Tunahan’ın ölümünün ardından Süleymancılar da gösterdiler. (Devam Edecek)

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER