VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 01 July 2022 08:02:44

0 Yorum

Kez Okundu.

İstanbul sözleşmesi ve AKP’nin suskunluğu

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE AKP’NİN SUSKUNLUĞU!

H24/ MAKALE Mehmet Necip Yavuzer "tekrar"

Özlü Söz:

İnsanlar, dünyalarını düzene sokmak için dinlerine ait bir şeyi terk ettilerse, Allah onları daha zararlı bir şeye uğratır. Hz. ALİ (rad. anh)

____________ 0 ____________

02.05.2020 tarihinde İstanbul Sözleşmesi ile ilgili bir yazıyı kaleme almış ve yayınlamıştım. Daha sonra başkan Erdoğan gelen eleştiriler ve hızlı bir oy kaybı karşısında bazı siyasi atılımlarda bulunmuştu. En önemli adımı ise Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu başkanı Rahmetli Oğuzhan Asiltürk ile atmıştı. Asiltürk’ü evinde ziyaret etmiş ve Saadet Partisi ile bir ittifakın olması için adım atmıştı.

Asiltürk, kendisinden İstanbul Sözleşmesi konusunda geri adım atmasını istemiş ve Erdoğan bu sözleşmeden çekildiğini açıklamıştı. Oysa 6284 sayılı yasa hala yürürlükte ve sadece Erdoğan’ın çekildik demesi ile bu yasa kalmamış olduğu görülüyor.

Son siyasi gelişmeler neticesinde AKP’nin ülkeyi getirdiği ekonomik dar boğazdan ülkeyi kurtarmak için 6 siyasi parti bir masa etrafında toplandı ve ülkeyi AKP iktidarından korumak için bütün siyasi emellerini bir yana bırakarak el ele verdi. Ancak CHP ve İYİ parti yaptıkları açıklamalarda bu İstanbul Sözleşmesini iktidara geldiklerinde tekrar yürürlüğü koyacaklarını beyan eden açıklamalarda bulundular.

Bu konuda Saadet Partisi genel başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu ile Saadet Partisinin diğer kurmayları İstanbul Sözleşmesi konusunda CHP ve İYİ partinin bu beyanlarına karşı sessiz kalmaktadırlar. Hatta bu konuda 2018 yılında yapılan belediye seçimlerinde Saadet Partisinin İstanbul Büyük Şehir belediye başkan adayı Necdet Gökçınar Bey bu konuda şu beyanatı yapmıştı; “Kamuoyuna, Kadına Şiddeti önleyecek kılıfı ile sunulan İstanbul Sözleşmesine AKP tereddütsüz imza koymuş bağlı olarak çıkardığı 6284 sayılı yasa ile 2 milyondan fazla insanımız evinden uzaklaştırılmış nice ocaklar dağıtılmışken, AKP tabanından da bu sözleşmeyle ilgili tapkiler gelince her ne kadar ilgili kanun yürürlükte olsa bile seçmeni kandırmak için AKP bile sözleşmeden çekilmişken bendeniz Temel beye Saadet olarak bu kanuna ve sözleşmeye karşı çıkmalıyız dediğimde biz bu konuda sesiz kalacağız demiştir. Hâlbuki zulme sessiz kalmak zulme ortak olmaktır. Dahası yardımcısı Fatih Aydın bu sessiz kalma kararını AKP’nin İçişleri Bakanlığı uzmanları ile yaptıkları çalıştaydaki istişare sonunda aldıklarını söyledi.

Konunun hassasiyetine binaen 2020 yılının Nisan ayında kaleme almış olduğum bu yazımı yukarıdaki yeni gelmeler doğrultusunda yeniden okuyucularımın istifadesine sunmak istedim…

Şimdi yazıya geçelim…

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş bir Cuma hutbesinde, Allah’ın haram kalıp lanetleyip bir kavmi bu fiillerinden dolayı helak ettiği bir haram üzerine konuştu. Ankara Barosu bu hutbede konuşulanları yargıya taşımak üzere Diyanet İşleri Başkanına dava açtıklarını duyurdu. Gerçi gelen tepkiler üzerine dava açmaktan vazgeçtilerse de bir kere bomba ortaya düştü. Herkes diyanet başkanının safında yer almak için tepkisini gösterdi.

Oysa bu tepkiler bu meselenin yargıya taşınıp hakları(!) ihlal edilen ve kısa adı LGBT olanlara bu hakkı tanıyan AKP iktidarına yönelmesi gerekirdi ama her ne hikmetse kimse AKP’ye ses çıkarmadı veya çıkaranlar olduysa da sesleri fazla duyulmadı.

İstanbul adıyla anılan sözleşmenin çıkış detaylarına bakalım; AKP’nin iktidarında ve onun çağrısıyla İstanbul’da 11 Mayıs 2011 tarihinde düzenlenen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında tam adı bu olan “Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bununla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” imzalandı. 60. AKP hükümeti bu sözleşmeyi imzaya açtı. İstanbul’da imzalan bu anlaşma “İstanbul Sözleşmesi” adı ile anıldı ve bu adla anılmaya başlandı.

Bu sözleşmeye imzayı katılan ülkelerin dışişleri bakanları attığı için Türkiye adına da sözleşmeye dönemin dışişleri bakanı olan Ahmet Davutoğlu imza atmıştı.İmzaya açılmasından bir müddet sonra sözleşme TBMM Genel Kuruluna AKP tarafından sunuldu ve 14 Mart 2012 tarihinde AKP, CHP, MHP ve BDP’nin (Şimdiki HDP) 246 toplam oyuyla ve hiç fire vermeden sıfır ret oyuyla kabul edildi.

Temel hedefi kadına şiddet olarak öngörülen bu sözleşmenin maddelerinin detaylarına bakıldığında aileyi yıkmaya yönelik ve inanç temellerini yıkan maddelerin varlığı ön plana çıktığını görürüz. Burada bu sözleşmeye göre sanki Türkiye kadına şiddetin en fazla olduğu ülke gibi lanse edilmişti. Ve bu sözleşeme alelacele imzalanarak 1 Ağustos 2014 yılında yürürlüğü sokulmuştu…

Bu sözleşmenin detayları derinlemesine incelenmemiş ve ileride ne gibi infiale sebep olacak olaylara zemin hazırlayacağı kestirilememiş olacak ki bir hutbede söylenen sözler bir anda ortamı gerdi ve Ankara Barosu dava açma yoluna gitti.

Türkiye’den sonra bu sözleşmeye imza atan ülkeler; “Avusturya, Almanya, Yunanistan, İzlanda, Karadağ, Portekiz, Finlandiya, Fransa, İspanya, İsveç, Slovakya ve Lüksenburg”

Avrupa Konseyi ülkelerinin imzaladığı sözleşmeye bakıldığında Türkiye gibi kayıtsız şartsız imzalayan ve onaylayan ülke sayısı azdır. Bazı ülkeler bu sözleşmeye şerh koymuş bazı ülkeleri ise çekince koymuştur. Ama bizim ülkemiz ve İslami bir kökten gelenler bu sözleşmeye hiç çekince ve şerh koyma gereği bile duymadan bu sözleşmeyi imzalamıştır.

Nedeni veya nedenleri üzerinde biraz durduğumuzda karşımıza AKP iktidarının Avrupa Birliğine girme emeli ve karşılarına ilk dönemde konulan Kopenhag kriterlerine ve daha sonra Avrupa uyum yasalarına tam uyum sağlama uğruna bu sorunlu ve ağır sözleşmeyi imzalamıştır. Sözleşmenin detayları üzerinde bir inceleme yapmadan ve yazılan maddelerin ileride neler doğuracağını hesaplamadan ve bu sözleşmeye şerh dahi koyma gereği bile duymadan imzalamıştır. Ne yazık ki imza atarken bile bugünlerde karşımıza çıkacak bu tür olayları bile kestirememiştir.

Ankara Barosu dava açtıktan sonra başta Cb’nı Erdoğan DİB’nı Ali Erbaş’a destek verdi ve bu destekten sonra AKP camiası ve dindar kesimden DİB’nına destek yağdı. Ama hiç kimse AKP’nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi üzerinde bir kelam etmedi. Bir tek Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu AKP’nin bu konuda sorumlu olduğunu ve bu konuda imzaladığı bu sözleşmenin derhal iptal edilmesi üzerinde durdu.

18 yıllık iktidarında İslam dininin temel inanç ve kriterlerine göre hareket etmeyi bırakan AKP iktidarı bu sözleşmeyle sözleşmeyle bugüne kadar tabanına bu konuda hiçbir şey belirtmedi. Bu sözleşme ile lanetli bir fiilin temsilcilerine haklar tanıdığını kendilerine oy veren namazlı abdestli insanlarını bunu hiç açıklamadı. Şimdi bu namazlı abdestli insanları acaba lanetli fiil sahiplerine bu hakları tanıyan sözleşmeyi imzalayanın AKP olduğunu içlerine sindirip susacakları mı yoksa oy verip onların bu günahlarına ortak mı olacaklar?

İstanbul sözleşmenin gizemli tarafı kadına yönelik şiddetin maskesi altında cinsiyete yönelik her türlü şiddetin erkek kadın ayırmadan mağdurlarını korumayı öngörürken namus mefhumunu ortadan kaldırın dikte ediyor.

Sözleşmenin bir yerinde “toplumsal cinsiyet” herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır derken bunun toplumsal cinsiyet zaman içinde gözetilerek ortadan kaldırılması gerektiği üzerinde duruluyor. Sözleşmenin bir diğer yerinde; “Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapmaksızın uygulamasını temin edeceklerdir” dayatması meselenin özünü ortaya koyuyor.

AKP iktidarı hiç tereddüt etmeden hukukçulara toplumun kanaat önderleri ile inançları doğrultusunda hassas olan Müslüman toplumun vereceği bir tepkiyi dahi hesaba katmadan bu sözleşmeyi imzalaması girdiği batıya hayranlık yolundaki arzu ve emelinin eseridir. Sözleşmenin incitici ve dayatıcı bazı maddelerine göz atalım;

 

Madde 12 – Genel yükümlülükler

 1-Taraflar kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı ön yargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak tedbirleri alacaklardır.

2-Taraflar herhangi bir gerçek veya hükmi şahsiyetin bu Sözleşmenin kapsamında kalan her türlü şiddet eylemini önleyecek gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

3 -Bu bölüm uyarınca alınan tüm tedbirlerle, belirli şartlar nedeniyle hassas konuma gelmiş insanların ihtiyaçları göz önüne alınacak ve karşılanmaya çalışılacak ve tüm tedbirlerin merkezinde mağdurların insan hakları yer alacaktır.

4-Taraflar özellikle gençler ve erkekler olmak üzere, toplumun tüm bireylerinin bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet olayının önlenmesine aktif bir biçimde katkıda bulunmasını teşvik etmeye yönelik gerekli tedbirleri alacaktır.

5-Taraflar kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus” gibi kavramların bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmamasını temin edeceklerdir. Taraflar özellikle cinsel suç işleyenlerin yeniden suç işlemelerini önlemeye yönelik eğitim programları oluşturulmasını veya desteklenmesini mümkün kılacak gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır Koruma ve destek

 Madde 18 – Genel yükümlülükler

1-Taraflar tüm mağdurları daha başka şiddet eylemlerine karşı korumak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

2-Taraflar, iç hukukları uyarınca, bu Sözleşmenin 20 ve 22’nci maddelerinde belirtilen genel ve uzman destek hizmetlerine sevk de dâhil olmak üzere, mağdurları ve tanıkları bu Sözleşmenin kapsadığı her türlü şiddet eylemine karşı korur ve desteklerken; yargı birimleri, savcılar, kolluk kuvvetleri, yerel ve bölgesel yönetimler dâhil, ilgili tüm devlet kurumlarının yanı sıra, sivil toplum kuruluşları ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla etkili bir işbirliği için uygun mekanizmaların mevcudiyetini temin etmek üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır.

Madde 25 – Cinsel şiddet mağdurlarına destek

Taraflar mağdurlar için tıbbi ve adli tıp muayenesi yapmak, travma desteği ve danışmanlık hizmetleri sağlamak üzere uygun, yeterli sayıda ve kolayca erişilebilen, ırza geçmeyle ilgili kriz merkezleri veya cinsel şiddet sevk merkezleri oluşturmak üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır. Taraflar 1. fıkrada yer alan hükümlerin aynı zamanda iç hukukta kabul edilmiş olan, eski veya mevcut eşlere veya birlikte yaşayan bireylere karşı gerçekleştirilmiş eylemler için de geçerli olmasının temin edilmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

Madde 42 – Sözde “namus” adına işlenen suçlar da dâhil olmak üzere, işlenen suçlar için gerekçelerin kabul edilmemesi

 1-Taraflar bu Sözleşme kapsamında kalan şiddet eylemlerinin gerçekleştirilmesinden sonra başlatılan ceza davalarında kültür, töre, din, gelenek veya sözde “namus”un gerekçe olarak öne sürülmesinin önlenmesini temin etmek üzere, gerekli yasal veya diğer tedbirleri alacaklardır.

Görüldüğü gibi AKP iktidarının inanç sistemimize aykırı olan bu sözleşmeyi detaylarına bakmaksızın imzalamış ve bugünde acı meyveleri ortaya çıkıp ortalık karışınca sanki bu işin müsebbibi onlar değilmiş gibi suçluyu başka bir yerde aramayı hedef gösteriyorlar. Diğer bir yandan medyaya böyle bir haberin düşüp konunun detayları ortaya çıktığında insan hayretler içinde kalıyor.

Haber şöyle;

Bazı barolar ve STK'lar tarafından hedef gösterilen Ali Erbaş’a vaizlik yapan kızı Merve Safa Likoğlu’ndan desteğin yanı sıra eleştiri ve teşekkür de geldi. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyanet TV'de yayınlanan Cuma hutbesinde, "İslam zinayı en büyük günah kabul ediyor. Lutiliği, eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti? Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir bunun hikmeti" ifadesini kullanmıştı

 LGBTİ DERNEKLERİ İÇİN 35 MİLYON EVRO VERİLDİ

 Sosyal medya platformu Instagram hesabından dikkat çeken ifadeler kullanan Merve Safa Likoğlu, “Mesele şu ya da bu isim değil, mesele İslam meselesidir. İslam, eşcinselliği lanetler. Korona virüs sürecinden önce Türkiye’ye LGBTİ derneklerine verilmek üzere 35 milyon Evro girdi” dedi.

Bu haberin içeriğine baktığımızda bu derneklere açılma izni veren ve dış yardım alması hususunda AKP’nin bilgisi dâhilinde olan bu hususta acaba suçlu kim!

Haberin devamında ise Süleyman Soylu’nun bir beyanatında şunları söylemiş;

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2019 yılında Hak-İş Konfederasyonu’na bağla Özçelik-İş Sendikasının düzenlediği toplantıda, ABD’ni Ankara’da LGBT derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiğini belirtip, “Ankara’daki bir LGBT derneğine Amerika Birleşik Devletleri 22 milyon dolar yardım yapıyor. Beni burada konuşmamıza gerek var mı? Neyle karşı karşıya kaldığımızı ve hangi cereyanla karşı karşıya kaldığımızı! Aslında temel hedefin inancı, kimliği ve bu coğrafyadaki varlığı olduğunu ifade etmem için bundan sonra kelimelerle ifade etmeme gerek var mı acaba?” ifadelerini kullanmıştı.

AKP bu konuda hem nalına hem mıhına vuruyor. Bu sözleşmeli imzalayan kendi partileri ama suçu yine dış güçlere ve dost/müttefik Amerika’ya yüklüyor. Kendilerini akıllı herkesi sersem sanan bir anlayışla bu gidişleri ileride toslayacakları büyük taş karşılarına gelecek bu gidişle…

Türkiye’de 6284 sayılı yasayla desteklenen bu sapkın organizasyonların Türkiye'de faaliyet yürütmelerine halen izin verilmesine ise tepkiler dinmiyor.

AKP, İstanbul sözleşmesini imzaladıktan sonra lanetli fiilin temsilcileri bakın hangi faaliyetleri yapmışlar;

9 Ekim 2002’de eşcinsellere yeşil ışık yakılıyor.

8 Nisan 2007’de LGBTİ Öğrenci Derneği kuruluyor.

31 Mayıs 2007’de İstanbul’da 170 yataklı bir otel inşa ediliyor.

29 Kasım 2011’de 6251 sayılı LGBTİ yasası çıkartıldı.

1 Ağustos 2014’te İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi.

19 Eylül 2014 ETCEP (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) Ak Parti iktidarının kabul ve onayı ile yürürlüğe girdi.

28 Haziran 2015’te LGBT sözde onur yürüyüşü gerçekleşti.

Kaynak: https://.www.milligazete.com.tr/haber/4322023/ali-erbasın-kizi-likoglu-lgbt-derneklerine-35-milyon-euro-verildi

AKP bu gidişle hem ahlaki erozyonda hem de siyaset ve ekonomide ülkeyi uçurumun kenarına getirmiş durumda. Sesini çıkarını hainlik ve terörle suçlaması da cabası…

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
BENZER HABERLER