VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 17 November 2021 23:43:07

0 Yorum

Kez Okundu.

İslam’ın Şartı Beş İle Sınırlı Değildir

İSLÂM'IN ŞARTI BEŞ İLE SINIRLI DEĞİLDİR

H24/Makale | Hazım KORAL

Sayın okuyucumuz başlığa bakıp "elbette İslâm'ın şartı beş değildir" dediğinizi duyar gibiyim. Muhakkak ki, her dinin veya her beşerî ideolojinin bir takım öncelikleri (öncül/mukaddem kuralları) vardır ve bunlar rakamlarla ehem/mühim safhasında kategorize edilmektedir. İslâm dininde de bu böyledir ve eskiden beri bilindiği üzere temel şartlar beş ile sınırlandırılmış. Elbette bu prensipler biraz daha genişletilerek 32 şart diye ifade edilmektedir.

Ayrıca ehemmiyet görülen hususlarla ilgili halk arasında şöyle bir tabir var: "İslâm'ın şartı beş ise altıncısı da edeptir." Veye "İslâm'n şartı beş ise altıncısı da haddini bilmektir." Elbette edep ve had bilmekle ilgili tanımlar çok yerinde tespitlerdir. Biz de beş şarta şöyle bir eklemede bulunalım: "İslâm'ın şartı beş ise altıncısı da 'İslâm Birliği' için mücadele etmektir."

"İslâm Birliği"ni tesis etmek ve müesses bir nizama dönüştürmek o kadar öneme haiz ki, bu şart İslâm'ın temel akidevî kuralı olan Kelime-i Tevhid'te mündemiçtir/içkindir. Şu hâlde Müslüman olmanın ön koşulu kelime-i şehadeti getirmekse, "İslâm Birliği" için uğraş ve çaba sarf etmek imânî bir vecibedir. Bu çaba için bilinç, imân ve irade gerekmektedir. Nasıl ki, ebeveynler olarak çocuklarımıza kelime-i şehadeti, namaz kılmayı ve oruç tutmayı öğretiyorsak İslâm birliğinin ve ümmet bilincinin farziyetini de öğretmek zorundayız.

Öğretmeliyiz ve belletmeliyiz ki, büyüdüklerinde bu temel şarta mugayir tutum ve davranış içerisinde olmasınlar. Bugün gelinen nokta itibariyle nice insanlarımız var ki, sorulduğunda "Müslümanım" dedikleri hâlde ırk ve ulus temeline dayalı siyasal yapıları kutsayabilmektedirler ve mevcut statükonun değişmesinden yana değiller. Bu tutum küfür, şirk ve ilhadın kalıcılığını savunmaktan başka bir şey değildir. Müslüman kişi İslâm Birliği'nin dışında siyasî yapılanmaları kutsayamaz, tasvip edemez. Alt kimliklerle üst kimlikler yer değiştirilmemeli. Alt kimliklerimiz evrensel üst kimliğimizin tahakkukuna ve hayatiyet bulmasına engel olmamalı. Olursa bu küfürdür, şirktir. Merhum Mehmet Akif Ersoy ne güzel ifade ediyor: "Küfrolur başka değil kavmini sürmek ileri." Bakınız, bu coğrafyada ümmet bilincini dumura uğratmak ve bertaraf etmek için Türk milleti adına ırk temeline dayalı bir siyasî yapı oluşturuluyor ve akabinde bu meskûn ırkın aidiyet değerlerine mugayir (seküler) bir yönetim mekanizması oluşturuluyor. Bunun akabinde ise halk egemenliğinden söz ediyorlar ve "egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyorlar. Bu da başlı başına bir tenakuzdur. Bu söylem insanların hoşuna gideceği için sürekli bir şekilde siyasî jargon olarak dile getirilmektedir. Bu ise sadece blöften ibarettir. Zira siyasî yapı oluşturulurken halkın inanç ve aidiyet değerleri hesaba katılmadı. Tamam yedi düvel istilacı gâvura karşı bir kurtuluş harbi verildi. Bütün imkânsızlıklar rağmen düşman Anadolu topraklarından bi iznillah kovuldu. Sıra hükümeti/devleti kurmaya gelince reddi miras yapılarak az önce söz konusu ettiğimiz ırk temeline dayalı bir yapı oluşturdular. Bunu da yaparken mevcut ırkın aidiyet değerleri ile insicam oluşturacak bir tarz ve bir yol benimsenmedi. Aksine çağdaşlaşma ve muasır medeniyete ulaşma adına bir takım Batılı ülkelerin anayasal düzeni motamot iktibasla hayata geçirildi ve Batı'nın müptezel yaşam biçimi halka dayatıldı. Açıkçası şerî mahkemeler lağv edilerek İtalyan ceza yasaları, İsviçre aile hukuku, İngiltere eğitim sistemi ve Almanya'nın ticarî hukuku yürürlüğe kondu. Zaman ve süreç içerisinde bu karma yasa ve yönetmeliklere muhatap olan halkın şakilesi kaydı. Bu asimilasyon içerikli tahribatlarla müstehcenlikten müptezelliğe kadar Müslüman halkımızda büyük bir değerler erozyonu yaşanmaya başladı. Bugün gelinen nokta itibariyle sokağa çıktığınızda, "Bu topluma Müslüman demeye bin şahit lâzım" dersiniz. Rezalet ve her konuda ahlâkî yozlaşma had safhada. Kesinlikle ifade edecek olursak bu yozlaşmış durumdan kurtulmamız için yeni ve köklü bir yapılanmaya ihtiyacımız var. Hiç kuşkusuz, değerlerimize uygun bir yapı oluşturursak bu durum ve gelişim evrensel birlikteliğimize yani İslâm Birliği'ne zemin hazırlayacaktır.

Bakınız Merhum Erbakan Hocamız, bir taraftan önce ahlâk ve maneviyat diyor diğer taraftan bu anlayış üzerinden (ilâhî yasalar muvacehesinde) kurulması gereken Adil düzenden söz ediyor ve akabinde ısrarla "İslâm Birliği" çağrısında bulunuyordu.

Merhum, söylediklerini hayata geçirmek için uğraştı, çabaladı, nice bedeller ödedi, defalarca partisi kapatıldı ama o son nefesine kadar mücadeleden vazgeçmedi. Bildiğiniz üzere Erbakan Hocamız imâna taallûk eden bu idealleri uğruna D-8'i kurmuştu. Şunu belirtmiş olalım ki, D-8 mirasına sahip çıkmak sadece sosyolojik bir gereksinim değil imânî bir vecibedir.

Biz olayı sosyolojik bir vaka olarak izah edecek olursak: Bakınız, bugün iletişim ve ulaşım vasıtalarıyla dünyamız adeta küçük bir köye dönüşmüş durumda. Artık dünyada ve özellikle Avrupa'da ulusal sınırlar anlamını yitirmiş vaziyette ve bu anlayışa mukabil ülkeler sınırların olmadığı birliktelikler oluşturuyorlar. Biz İslâm âlemi olarak hâlâ ulus devlet sınırlarıyla 57 parçaya bölünmüşlüğümüzü muhafaza etmenin derdindeyiz! İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa adeta enkaz yığınına dönmüştü. Oluk oluk kanların aktığı savaşlarda sadece Avrupa'da 50 milyon dolayında insan öldü. Hemen savaşın akabinde bir araya gelerek birliktelik için süreç başlattılar.

Nihayet o süreci tamamlayıp aralarındaki sınırları kaldırdılar ve ortak para birimiyle birlikte tek devlet çatısı altında Avrupa Birliği'ni tesis ettiler. Bir devleti meydana getiren en önemli ekonomik unsur müstakil para birimidir. Merhum Erbakan Hocamız İslâm Birliği'nden söz ederken ısrarla para birimine ve ortak savunma gücüne vurgu yapıyordu. "İslâm Dinarı" ve (iyi anlaşılsın diye betimleme yaparak) "İslâm NATO'su" diyordu...

Nice zamandan beri ve bugün itibariyle en çok ihtiyacımız olan husus "İslâm Birliği"dir. Bu sadece sosyolojik bir gereksinim değildir. Her Müslüman bireyin, her Müslüman ailenin kendi mahrem alanındaki yaşamıyla ilintili olarak "İslâm Birliği"nin varlığına ihtiyacı vardır. Öyle ki, dinin ilke ve referanslarında birçok farzın ifası "İslâm Birliği"nin tahakkukuna ve müesses nizama dönüştürülmesine bağlıdır.

O olmayınca diğer farzların ifası da vebâl olarak her Müslümanın boynuna bir yafta gibi asılmış oluyor. Bu yüzden bu işe müdrik olan Merhum Erbakan Hocamız şöyle bir serzenişte bulunuyordu: "Hangi cemaatten, hangi tarikattan, hangi mezhepten olursan ol eğer İslâm Birliği için çaba sarf etmiyorsan beş para etmezsin."

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
https://www.facebook.com/rhvmimarlik/videos/557660301802778
Yazar Bilgisi

Hazım KORAL Hazım KORAL h24habrgmail.com Tüm Yazıları

BENZER HABERLER