VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 22 April 2022 23:17:25

0 Yorum

Kez Okundu.

Gençlere Sesleniyorum GAFİLLERDEN OLMAYIN!…

 

Sevgili Gençler!…

Gaflet, kelime olarak “dikkatsizlik, vurdumduymazlık ve dalgınlık” gibi anlamlara gelir.

İslami anlamı ise, “Allah’ı unutmak ve dini vecibeleri yerine getirmede sorumluluklarının farkında olmama hali”dir.

Çoğu İnsan, Allah’ın emir ve yasaklarından habersizce yaşayıp, sadece kendi istek ve arzuları peşinde koştukça, dünyanın fani ve bir imtihan yeri olduğunu unutup geçici mutluluklar, eğlenceler, nefsanî istek ve arzuların peşinden koşuyor ve bu duyguları tatmin etmekten başka bir amaçlarının olmadığını düşünüyor.

Çünkü gaflet içerisinde yaşayan insanlar, sadece dünyanın geçici süsüne takılıp istediklerine sahip olmak için bir ömür boyu çaba harcıyor, sonunda bu çabaları boşa çıkınca da hayal kırıklığına uğruyor.

Sayılı günler sona erdiğinde hayal kırıklığına uğramamak için gaflet uykusundan uyanmak gerekir.

Bir gün, içinde yaşadığımız dünya hayatı sona erecektir. Bu dünya hayatında hayatını gaflet ile geçirenler, gafil avlanırlar.

Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyuruyor:

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam Rabbini an, gafillerden olma.” (A’raf Suresi, Ayet:205)

Allah’ı zikretmek ve her zaman onun zikri ile meşgul olmak gaflete düşmemizi engelleyecektir. Çünkü zikir ile meşgul olmak, maneviyat penceresini her zaman açık tutacağı için gaflete düşmemize engel olur.

zikri ile meşgul olmak gaflete düşmemizi engelleyecektir.

Çünkü zikir ile meşgul olmak, maneviyat penceresini her zaman açık tutacağı için gaflete düşmemize engel olur.

İnsan gaflete düşmeyince de kulluk şuurunun idraki içinde Allah’ı zikretmenin manevi hazzını yaşar.

Beş vakit namaz da Allah’ı zikirdir. Çünkü namaz; Kuran- ı Kerim’de beyan edildiği gibi insanı bütün kötülüklerden ve çirkin davranışlardan alıkoyar.

Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“(Resulüm!) Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak, elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür, Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi, Ayet:45)

Namaz, Kuran’ın beyanıyla insanı bütün kötülüklerden, çirkin davranışlardan, kötü huylardan ve hayâsızlıklardan korur.

Durum böyle olunca Kuran’ın beyanıyla gafillerden olmaz ve gaflete düşmez. İşte bu sebepledir ki en büyük ibadet ve zikir olan namaz çok önemlidir.

Bir gün Resulullah (s.a.v) yanındakilere şöyle sormuştu: -

Sizden birinizin evinin önünden bir nehir (akarsu) geçse ve o kişi günde beş defa o suda yıkansa, üzerinde, (vücudunun) kirinden pasından bir şey kalır mı, ne dersiniz?

Orada bulunan Ashab-ı Kiram:

-Hayır, kirden, pastan hiçbir şey kalmaz, dediler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

-İşte bu beş vakit namazın misalidir. Allah, bu namazlarla günahları yıkar, arıtır.” (S. Buhari, C.1, S.134)

Evet, hakkını vererek namaz kılmak insanı bütün günahlardan arındırır ve asrımızın manevi hastalığı olan gafletten kurtarıp, ahirette sonsuz saadete kavuşmamıza aracı olur.

Gaflet, şeytanın insanoğluna karşı kullandığı gizli bir tuzaktır. Şeytan bizi gaflete düşürmek için durmadan çalışır.

Bunun için de, önce bizi gafletten kurtarmaya vesile olacak en büyük ibadet olan namazdan alıkoymakla işe başlar.

Müslüman, namazı terk ederse gaflete dalar ve şeytanın tuzağına düşer.

Gaflet hali, insanda devam ederse kişi kendini doğru yolda sanır, ama doğru yolun eğri yolcusu olur.

Gaflet, şeytanın gizli tuzağıdır, demiştik. Müslüman namaz kılacağı vakit ona:

– Şimdi çok meşgulsün, daha vakit var, sonra kılarsın, diye iç dünyasında fısıldamalar husule getirerek kişiyi o an hemen gaflete düşürür.

Devam eden gaflet hali, kişiyi imanını kaybetme noktasına kadar götürür.

Çünkü gaflete düşen bir insan, zamanla maneviyat halkasının dışına doğru sürüklenir ve insan kendini doğru yolda sanır ama şeytanın tuzaklarına öyle bir düşer ki çırpındıkça örümcek ağları gibi her taraftan sarmalanır ve sonu (Allah kurusun) hüsranla biter.

Gaflete düşmemek için:

1-Kuran-ı Kerim okuyup ayetleri üzerinde derin derin düşünmeliyiz.

2-Dünyanın geçici olduğunu düşünüp asıl vatanımızın ahiret âlemi olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

3-Ölümü sık sık hatırlamalıyız.

4-Cennetin, yalnız iman edip güzel amellerde bulunanlar için olduğunu unutmamalıyız.

5-Cehennemin ise, inkârcılar için ebedi olarak kalacakları ve azap görecekleri bir yer olduğunu bilmeliyiz.

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“İman eden ve iyi işler yapanları, içinde ebedi kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, (bu söylenenleri) hak bir söz olarak vaat etti. Söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah’tan daha doğru olabilir?” (Nisa Suresi, Ayet:122)

6- Tefekkür etmeliyiz.

Cenab-ı Hak bir Ayet-i Kerime’de şöyle buyuruyor:

“İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.”

“Rablerinden kendilerine ne zaman bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak dinlemişlerdi.

O zalimler şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?”

“(Peygamber) Dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.” (Enbiya Suresi, Ayet: 1…4)

Sevgili Gençler!…

Nefis, kötü huyların; ruh da iyi huyların barınağıdır. İkisi de bedene tevdi edilmiştir. Bu tıpkı görme organının göz, işitme organının kulak, koku alma organının burun olup hepsinin de bir bedende bulunması gibidir.

İnsanın kötü özellikleri iki kısma ayrılır. Birincisi, kendi iradesiyle işlediği günahlar, yani mekruh ve haram olan şeylerdir. İkincisi ise, nefsin aşağı ve bayağı huylarıdır. Bunlar; kibir, kin, hased, yalan, huysuzluk, tahammülsüzlük vb. gibi yerilen huylardır.

Bu anlamda nefis, insanı günaha sokmakta ve isyana sürüklemektedir. En zor olan şey, nefsin bu kötü huylarının güzel olduğu vehmine kapılması veya kendisinin bir değeri olduğuna ve başkasının kendisini takdir etmesi gerektiğine inanmasıdır. Bu konu, gizli şirk sayılmaktadır.

Bunun için nefsi kötü huylardan vazgeçirmek ve terbiye etmek gerekir.

Nefis terbiyesi; nefsani arzuları terk etmek, nefsi kırmak ve onun isteklerine karşı çıkmakla olabileceği gibi, onu aç, susuz ve uykusuz bırakmak suretiyle güçsüz ve kuvvetsiz hale getirmekle de olur.

Bu ise, nefisle mücadeleyi gerektirir. Birinci kısım, yani nefse karşı çıkmak, nefis terbiyesinde daha mükemmel ve daha etkilidir. Herkes önce kendi nefsini tezkiye etmeli ve kendisini maddi ve manevi hastalıklardan korumalıdır.

Nefsini tezkiye (terbiye) edebilen bir kişi, güçlü bir iradeye sahip olur. Artık bu insan, kötü huylardan kolaylıkla vazgeçer. Gözü güzel, işleri güzel olur. Kötü şeylerden hoşlanmaz. Nefis terbiyesinde önemli olan bir husus, ölçüyü kaçırmamaktır.

Nefsin haklarını da gözetmek gerekir. Nitekim Selman-ı Farisi(r.a), Ebu Derda(r.a)ya: -“Şüphesiz sende Rabbinin hakkı ve ailenin de hakkı vardır. Öyleyse herkese hakkını ver” dedi.

Selman-ı Farisi (r.a) bu sözleriyle; “ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hanımını ihmal etme…” demek istemiştir.

Bu söz üzerine Ebu Derda(r.a), Peygamberimiz (s.a.v)e gelip, bu olayı anlatınca Resulullah (s.a.v):

“-Selman doğru söylemiş” buyurdu. (Tecrid-i Sarih Terc. C.6, S.292)

Nefsin yedi mertebesi vardır. Bunlar:

1-Nefsi Emmare: İnsana daima kötülüğü emreden ve şehevi arzularına mağlup olan nefistir.

2-Nefs-i Levvame: Kendini kontrol eden ve hesaba çeken, bütün işlerini ne maksatla yaptığını araştıran, bir kötülük yaptığı zaman neden yaptığını, iyilik yaptığı zaman neden daha çok yapmadığını kendine soran nefistir.

3-Nefs-i Mülhime: Keşif ve ilham mertebesine ulaşan nefis.

4-Nefs-i Mutmainne: Emir ve irade altına girerek şehevi arzulara karşı koyması sebebiyle huzur ve sükûna kavuşan, kalbi yakinle dolu olup asla şüpheye düşmeyen nefistir.

5-Nefs-i Raziye: Rabbinden razı olan, halinden şikâyet etmeyen ve kadere boyun eğen nefis.

6- Nefs-i Merziyye: Allah’ın kendisinden ve kendisinin de Allah’tan razı olduğu nefis.

7-Nefs-i Sâfiye: Ledün ilmine mazhar olma makamıdır. Buna ancak Peygamber varisleri olan Allah’ın Veli kulları mazhar olur. Bu makamda kalpte lâhutî güneşin doğmasıyla bu yüksek tecellinin nurlu belirtileri insanın bütün bedeninde belli olur. O zaman bu makam sahipleri kulluk görevlerini derin bir zevk ve neş’e içinde seve seve ifâ ederler.

Sevgili Gençler!…

Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle Allah’a veren kimse, gerçekten en sağlam kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu Allah’a varır.” (Lokman Suresi, Ayet:22)

“Ey huzura (manevi huzurun doruk noktasına) kavuşmuş olan nefis (insan)! Sen O’ndan (Rabbinden), O (Rabbin) da senden razı olarak Rabbine dön! (Rabbinden bir ödül olarak) seçkin kullarım arasına katıl ve cennetime gir!” (Fecr Suresi, Ayet: 2..30)

Rabbim bizi bu ayetin sırrına mazhar olan ve ebedi Cennet yurduna girmeye hak kazanan bahtiyar kullarından eylesin.

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
https://www.facebook.com/rhvmimarlik/videos/557660301802778
Yazar Bilgisi

Bayram ALTAN Bayram ALTAN h24habrgmail.com Tüm Yazıları

BENZER HABERLER