VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 13 October 2021 22:07:21

0 Yorum

Kez Okundu.

Azerbaycan ABD ve Siyonist İsrail Kıskacında

 

 Azerbaycan ABD Ve Siyonist İsrail Kıskacında...

H24/Makale| Hazım KORAL

Büyük şeytan ABD'nin en dikkat çekici entrikalarından biri tahakkümü altına aldığı ülkeyi bir şekilde Siyonist İsrail'in dümen suyuna sokmaktır. Bunu hemen hemen hegemonya altına aldığı bütün ülkelere uygulamaktadır. Zira ABD ve Siyonist çete öylesine bir ittifak içerisindeler ki, bu iki şer güç adeta "ete kemiğe bürünüp yek vücut olmuş" durumda. Farkındaysanız iktidara gelen her ABD başkanı ilk kamuoyuna hitabetinde İsrail çetesi ile ilişkilerinden ve İsrail'in güvenlik sorumluluğunu yüklenmiş olmalarından söz etmektedir. İsrail denilen işgal çetesi zaten ABD'nin ileri karakoludur.

Ticarî ve ekonomi ile ilgili konularda İsrail ABD'nin okyanus ötesi mümessilidir. Türkiye'den bir örnek verecek olursak, ABD'den almış olduğumuz F-16 savaş uçaklarının ve yine ABD'den aldığımız tankların bakım-onarım ve revizyonları ısrarla İsrail çetesine ihale ettirilmişti. Hatta askerî mühimmat üzerine birçok yedek parça tedariki yine işgalci İsrail'den temin ettirilmektedir. ABD her nüfusu altına aldığı ülkeyi Siyonist çetenin vargeline sokmaktadır. Bunu biz Azerbaycan üzerinde de çok bariz bir şekilde görmekteyiz. Azerbaycan SSCB tasallutundan kurtulur kurtulmaz büyük şeytan ABD'nin kıskacına takılmış oldu. Yani bir şeytandan kurtulup diğer şeytanın kucağına oturdu.

ABD bunu fırsata dönüştürüp baş düşmanı olan İran'a yönelik şeytanî plânları için hemen apar topar Siyonist çeteyi de Azerbaycan ile müttefik/dost yapmış oldu. Başta petrol olmak üzere birçok ürün üzerinden ticarî ilişkiler geliştirildi. Elbette ki iş bununla da bitmiyordu. ABD Azerbaycan'a silah satarken bir kısmını da Siyonist çeteden almasını salık vermişti. Aslında bu bir tavsiye değildi, oluşturulan üçlü konsorsiyumun gereği olarak cebrî bir durumdu. İlişkilerin İlham Aliyev'in de ifade ettiği gibi buzdağı metaforuna uygun bir şekilde geliştiği için artık Siyonist çete Azerbaycan topraklarında askerî üs konuşlanmasına girişmesi de doğal bir durumdu. Bu konuşlanma süreci aslında Haydar Aliyev döneminde başlamıştı.

Elbette ki amaç ABD ile ortak düşman İran'ı Kuzey cenahtan muhasara altına almak ve sınırdan sızdırılacak ajanlarla İran topraklarında suikastlar yapmak. Nitekim birçok İranlı bilim adamına yönelik suikastlar bu yöntemle gerçekleştirildiği gün yüzüne çıkmıştı. Yine keşif uçuşları yapan İHA'ların düşürülmesiyle varılan tespitlerde bunların İsrail yapımı olduğu ortaya çıktı. Bu konu Kudüs TV'nin yapmış olduğu "Gündem Özel" programında gündeme getirilmiş ve İran Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarından General Mansur Hakikatpur ile yapılan Skype bağlantısında detaylı bir şekilde bilgi aktarımında bulunulmuştu. Bu konuda İran Genel Kurmay Başkanı eşliğinde Azerbaycan'a gidip mevkidaşları ve bizzat İlham Aliyev ile görüşüp rahatsızlık dile getirilmiş ve bunun üzerine Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Azerbaycan Genel Kurmay Başkanı özgür dileyip bu görüşmenin akabinde Azerbaycan Genel Kurmay Başkanı ve bir askerî heyet İran'a iadeyi ziyaret yapmış...

General Mansur Hakikatpur Birinci Karabağ Savaşı esnasında yaşadıkları bir anısını Kudüs TV Gündem Özel programına Skype ile bağlanarak o günkü anılarını şöyle aktarıyor: "Azerbaycan toprakları olan Karabağ Ermeniler tarafından işgal edildiğinde, dönemin devlet başkanı Haydar Aliyev'in İran'dan yardım istemesi üzerine, İran İslam Cumhuriyeti Azerbaycan topraklarının işgalden kurtarılmasına yardımcı olmak üzere devrim muhafızlarından oluşan savaş tecrübesi yüksek komutanlarını Azerbaycan'a göndermişti.

Bu komutanlardan biri de bendim. Biz şimdiki Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kani ile Azerî kardeşlerimize ne tür yardımda bulunabiliriz diye çatışma bölgesine gittik. Güvenli olmadığı gerekçesi ile bizim ön cepheye gitmemizi istemediler. Biz ısrar edince bize tahsis edilen jip ile ateş hattına yakın bir yere gittik, heyecan içerisinde Azerbaycan askerlerinin kaçmakta olduklarını gördük.

Sebebini sorduğumuzda tanklarla üzerlerine gelindiği söylendi. Bunun üzerine biz az daha ilerledik ve vadinin arkasından hoparlörlerle yüksek desibelde tank seslerinin çıkarıldığına tanık olduk. Azerî askerlerin savaş kabiliyeti yok gibiydi. Oluşturduğumuz askerî ekipmanlarla bir müddet onlara savaş eğitimi ile birlikte din ve ahlâk dersleri de verdik. Askerler manevî boşluk içerisindeydiler. Kısa sürede Kûr'ân okumaya ve namaz kılmaya başlayanlar oldu. Namaz kılan askerleri gören Azerbaycanlı bazı komutanların bu durumdan rahatsız olduğuna tanık olduk. Bunlara komünist rejim öylesine dinsizliği aşılamış ki, Müslüman olduklarını dile getiremiyorlardı. O dönemde dikkatimizi çeken bir başka husus oldu.

Türkiye'den gelen subay ve askerî personeli karargâhta görüyorduk. Bundan çok memnunduk ve diyaloglarımız olmuştu. Ancak asıl ifade etmek istediğim aynı karargâhta İsrailli subayların varlığına da tanık olduk. Bundan son derece rahatsız olmuştuk. Biz bu rahatsızlığımızı Azerbaycanlı askerî yetkililere bildirdik. Onlar umursamayıp aksine bize soğuk davranmaya başladılar. Biz işgalci katil çete ile aynı çatı altında duramazdık. Bu durum bizi son derece rahatsız etti. Oysa biz her türlü askerî imkânlarımızla Azerbaycan askerlerini eğitip donatıyorduk. Kendi kışlalarımızdan yüklü silahlar getirtmiştik. Askerlerin morali yükselmiş savaş kabiliyetlerini arttırmış ve tam donanımlı muharip güç olmuşlardı. Bizim kontrolümüzdeki bölgede ilerlemeler kaydediyorduk. Ancak düşmana sürekli zayiat verdirdiğimiz esnada geri çekilmemizi söylediler. Haydar Aliyev Ebulfazl Elçibey'i devirmiş kendi sistemini, kendi rejimini oturtmaya çalışıyordu.

Ne yazık ki Haydar Aliyev kendi siyasî ikbali uğruna savaşmaktan vazgeçip başta Şuşa kenti olmak üzere Karabağ'ı direnmeden Ermenistan'a teslim etmiş oldu. Biz ise İran olarak kardeşlik ve dayanışma duygusuyla hareket edip sınır bölgemizde 150 bin insanın barınabileceği çadırkent kurup uzun süre bu savaş mağduru insanlara barınma ve gıda yardımında bulunduk.

Aynı dönemde Afganistan'a da gıda yardımında bulunuyorduk. Kısacası Birinci Karabağ Savaşı'nda da kardeş Azerbaycan'a bir hayli yardımlarımız oldu. Ancak baba ve oğul Aliyevler devrim ihracı endişesiyle bize hep mesafeli oldular. Ama öte yandan ABD ve İsrail ile çok derin ilişkiler geliştirdiler. Bir başka üzüldüğüm husus biz bütün bu hakşinasça yaptığımız yardımlar karşısında bir takım çevreler bizim Ermenistan'a yardım ettiğimizi iddia ettiler. Biz işgal öncesi Ermenistan ile ticarî ilişkilerimiz vardı.

En son şeker satışımız söz konusuydu. Savaş patlak verince bizzat Rehberimiz İmâm Ali Hameneî bu satışı durdurdu ve satışın caiz olmadığına dair fetva yayınladı. Şeker satmaktan vazgeçtiğimiz bir ülkeye nasıl silah satarız? Bu mümkün mü? İslâmî rejimi töhmet altında bulundurmak için bize böylesi iftiralarda bulundular ne yazık ki. Rejimle bir takım hususlarda farklı görüşlere sahip olsak da Azerbaycan halkı bizim kardeşimizdir. Biz kardeşlerimize nasıl ihanet ederiz? Bu aynı zamanda Allah Teâlâ'ya ve yüce dinimiz İslâm'a ihanettir."

General Mansur Hakikatpur'un açıklamaları bir hayli dikkat çekici ve kayda değer bilgilerdi. Biz kısaca aktarmış olduk. Bizim bu satırlarda ifade etmek istediğimiz asıl olarak ABD hiçbir zaman Müslüman ülkelerle eşit koşullarda mütekabiliyet esasına dayalı bir ilişki içerisine girmemiş aksine hegemonyacı bir tutum izlemiştir. Kaba tabirle ağa - ırgat ilişkisi. Bir de bu tutumunun yanısıra nüfusunun etki alanına Siyonist İsrail çetesini de eklemlemiş.

Azerbaycan bu kulvarda Filistin işgalcisi İsrail ile öylesine bir boyutta ittifak oluşturmuş ki, İsrail'in Türkiye ile de daha ileri boyutlarda ilişki geliştirmesi için arabuluculuk teklifinde bulunmaktadır. Teklifi bu zeminde de bırakmayıp daha kalıcı ve daha ileri boyutlara taşımak için üçlü konsorsiyumun dayatmasında bulunacak kadar alçakça bir tutum sergilemiştir. Azerbaycan hükümeti böylesine sinsi plânlar için kullanılmak istenmektedir.

Zira bu üçlü ittifak plânı İran'a karşı askerî parkta dönüştürülecek bir düşünceyi taşımaktadır. Asıl amaçları da bu zaten. Büyük şeytan ABD bir zamanlar Saddam'ı ileri sürerek 8 yıllık tahmili savaşla yıkamadığı İran'ı Azerbaycan, Türkiye ve Siyonist İsrail ile yıkmak istemektedir. Bu plânın bizzat Reuters Haber Ajansı tarafından gündeme getirildiğini biliyor muydunuz? Üçlü konsorsiyuma biçilen görev bu.

Neymiş efendim 10 milyonluk Azerbaycan 35 milyonluk Azerî kardeşlerini İran'daki şeriat rejiminden kurtarıp Kuzey İran topraklarını Azerbaycan'a katacaklarmış. Oysa asıl maksat Siyonizm'in "Nil'den Hazar'a kadar" projesine hizmet etmektir. Henüz birinci aşamadaki "Nil'den Fırat'a kadar" projenin emeline ulaşamamışlarken ikinci aşama olan "Nil'den Hazar'a kadar" projeyi hayata geçirmek istiyorlar.

Bu şeytanî emelleri uğruna Irak işgal edildi, ardından Suriye'de iç savaş çıkarılarak burasını da tarumar ettiler/mahvettiler.Şimdi sıra İran'da. Onu da Kuzey'den Azerbaycan kullanılarak ve Türkiye de bu işe dahil edilmek istenerek hâlletmek istiyorlar.

Maatteessüf ki, Türkiye'de malum cenah medyası ateşe körükle giderek Azerbaycan üzerinden İran düşmanlığını harlamaktadır. İran'ı Ermenistan'a yardım etmekle itham etmektedirler. Bunu yapanlar bilerek ve kasıtlı olarak Müslüman halkımızı İran İslâm Cumhuriyeti'ne karşı kin ve düşmanlığa tahrik etmektedirler. Allah Teâlâ biz Müslümanlara birlik olmayı emrederken şu alçakça tezvirat ve iftiralarda bulunanlara bakar mısınız? Siyonist İsrail ve büyük şeytan ABD kendi sinsi emelleri için bizi birbirimize düşürmek istiyor. Bunu da mı görmüyorsunuz?

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
https://www.facebook.com/rhvmimarlik/videos/557660301802778
Yazar Bilgisi

Hazım KORAL Hazım KORAL h24habrgmail.com Tüm Yazıları

BENZER HABERLER