VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
KÜNYE
FİRMA REHBERİ
İLAN REHBERİ
BİZE ULAŞIN
YAZARLAR
H24HBR

@ Haber Tarihi : 28 February 2022 18:08:05

0 Yorum

Kez Okundu.

28 Şubat’ın Hatırlattıkları

28 Şubat Darbesinin Hatırlattıkları....

H24/ MAKALE/ Hazım KORAL

Sadece Anadolu topraklarında değil, İslâm tarihi boyunca Müslümanlar kendi yaşadıkları coğrafyalarda birçok darbelere maruz kaldı. Hiç kuşkusuz, bunların her birini ayrı başlıklar altında analiz edip yazmaya kalksak ciltler dolusu bir literatür meydana gelir. Konumuz 28 Şubat Darbesi olduğu için analizimizi bu "hain müdahale" üzerinde yapmış olalım. Elbette "28 Şubat Post-modern Darbesi" hakkında bugüne kadar çok şey yazıldı ve söylendi. Öncelikle bu darbe hangi saikle yapıldığını irdelemek ve analiz etmek durumundayız. 28 Şubat; 60 İhtilâli, 71 Muhtırası ve 12 Eylül Darbesi gibi alışılmışın dışında bir yöntemle yapıldığı için "Post-modern" kavramı ile anılmaktadır.

Biz her şeyden önce bu ve diğerleri için hangi niyet ve amaçla yapıldıysa onun tespitinde bulunup tel'in ve yorumlarımızı o şekilde yapmak durumundayız. Bir ara matbuatımızda "Kahpe Bizans" metaforu kullanılıyordu. Oysa normal koşullarda "kahpe" kelimesi hem argo bir sözcük, hem çok ağır ve aşağılamak maksadı ile kullanılan bir terim, bu yüzden şimdilik (duygularımızla mukayyet olduğumuz süre) "hain" ifadesini kullanmakla yetinmek istiyoruz. İlk sorumuzu şöyle sormuş olalım: Bu nesebi gayri sahih hainler hangi gerekçeli kararla REFAHYOL Hükümeti'ni devirdiler sorusu yerine, bunlar hangi niyetle ve hangi projelere engel olmak için bu hain darbeyi yaptılar? Cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa "denk bütçe" politikalarıyla, "havuz sistemi" yöntemiyle, "eşel-mobil" uygulamasıyla bütçe açık vermemişti. Hükümet işçiye, memura ve askere yaptığı maaş arttırımı ile toplumumuzun her kesiminin gönlünü kazanmıştı. Kısacası hükümet gayet istikrarlı bir şekilde yoluna devam ediyordu.

Peki ne oldu da REFAHYOL Hükümeti'nden memnun kalmayıp bu hain darbeyi yaptılar? 12 Eylül ihtilâlinin ve 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında nasıl ABD ve Siyonist çete vardıysa aynı şekilde 28 Şubat Post-modern Darbesi'nin ardında yine bu melun mihraklar var. Bakınız, Merhum Erbakan Başbakan olduğunda ABD Büyükelçisi elinde bir klasörle kendisini ziyarete geliyor. Büyükelçi sohbete başlarken şu ifadeyi kullanıyor: "Sayın Erbakan, açıkça ifade edecek olursam sizin başbakan olmanızdan memnun olmadık, ancak müttefik olmamızdan dolayı birlikte çalışmak zorundayız." Büyükelçi bu ifadeleri kullanır kullanmaz gayet gergin bir şekilde elindeki klasörü açarak maddeler halinde talimatları (sömürge valisi gibi, buyurgan bir üslupla) sıralamaya başlıyor.

Madde: 1- "İlk yurtdışı ziyaretinizi İran'a yapmayacaksınız. Madde: 2- İran ile ticarî ilişkilerinizi bizim belirlediğimiz miktara çekeceksiniz, belirttiğimiz limiti aşmayacaksınız...

Bu şekilde 8 madde hâlinde tek tek buyruklar sıralanıyor. Dikkat çeken maddelerden biri ise, D-8 kapsamındaki "İslâm Birliği" projesinin askıya alınmasına ilişkindi...

Merhum Erbakan Hocamız diyor ki: "Büyükelçi ne dediyse aksini yaptım. İlk yurtdışı ziyaretimi İran'a gerçekleştirdim. Ticarî hacmimizi onların söylediğinden kat kat yukarı çıkardım. D-8'i kurup bu kapsamda "İslâm Birliği"ni tesis etmek için gece-gündüz çalıştım. Bütün bu yaptıklarım ABD ve Siyonist İsrail'i ziyadesiyle rahatsız etmişti."

Evet, Merhum Erbakan Hocamız'ın dediği gibi, telaşa kapılıp rahatsız olmuşlardı. Bu yüzden 28 Şubat'ı yaptılar.

Biz Müslümanlar açısından imâna taallûk eden "İslâm Birliği"ne ilişkin projelerden elbette ABD, Siyonist çete ve içimizdeki omuzu demirli piyonlar rahatsız olmuştu. Zira "İslâm Birliği" tesis edilirse ABD ve Siyonist çetenin İslâm coğrafyalarındaki tasallut ve sömürüsü son bulur...

Güdümlü/aşağılık medya ise o günlerde "Asker Rahatsız" diye sekiz sütuna manşet atıyordu. ("ABD ve Siyonist çete rahatsız" diye neden manşet atmıyorlardı? Gerçi zaman zaman o dönemde, "Türkiye'deki gelişmelerden ABD endişeli" diye manşetler de attıkları oluyordu.) Provakatif içerikte attıkları her manşetle adeta askere davetiye çıkarıyorlardı. Muhalefet parti başkanları, sol ve sağ tandanslı sendikalar da hükümetin istifa etmesi için baskı grupları oluşturup çirkin çirkin beyanatlarda bulunuyorlardı. Bu kampanyaya FETÖ'nün o günkü gazetesi de iştirak etmişti. Onlar da, "Beceremediniz bırakın artık" diye manşet atmıştı.

Sağcısı, solcusu ve cemaat görünümlü FETÖ hainleri elbirlik hükümete saldırıyordu.

Olmadı halkı da sokağa dökmek istediler. Ufak bir azınlık sokaklara çıkıp, "Türkiye laiktir laik kalacak, Türkiye İran olmayacak, kahrolsun şeriat" diyerek avazları çıktığı kadar bağırıyordu.

Tam o dönemde Sincan Belediyesi'nin organize etmiş olduğu "Kudüs Günü" etkinliği ABD, Siyonist çete ve içimizdeki piyonlar için kaçırılmaz fırsattı. Düğmeye basılır basılmaz piyon Çevik Bir tankları Sincan sokaklarına indirip ABD ve işgal çetesi Siyonist İsrail adına Mescid-i Aksa maketinin karşısında gövde gösterisi yaptı. Bu nasıl bir küstahlık, bu nasıl bir alçaklık böyle? Tankların Sincan sokaklarına indirilmesiyle verilmek istenen mesaj şuydu: "Ey Müslümanlar! Siz Sincan Belediyesi'nin önüne Mescid-i Aksa'nın maketini yapmakla bizim piyonu olduğumuz İsrail'e kafa mı tutuyorsunuz? Siz İsrail'e kafa tutarsanız biz de böyle yaparız. Hatta silah bile kullanırız. Sizinle savaşımız gerekirse bin yıl sürer." Son iki beyanat derhal manşetlere taşındı. Açık açık malum gazeteler söz konusu ABD ve Siyonist çete yanlısı muvazzaf subayların talimatıyla, "Gerekirse silah kullanırız" tehditlerini manşetlerine taşıdılar. Yine aynı gazeteler, "Gerekirse bu savaş bin yıl sürer" diye manşet attılar.

Sayın okuyucumuz, bu nasıl bir refleks, bu nasıl bir şeytanî savunma psikozu, bu nasıl bir kin böyle? Nitekim "Kudüs Günü" etkinliğini fırsata dönüştürdüler ki, buradan yola çıkarak 28 Şubat Darbesi'ni yaptılar. Hükümeti devirdiler, Refah Partisi'ni kapattılar. Akabinde Sincan Belediyesi'nin organize ettiği "Kudüs Günü" etkinliğini tertipleyenlere, tiyatro sergileyen çocuklara ve konuşma yapan şahıslara ceza yağdırmaya başladılar. "Siz misiniz mazlum Filistin halkı için böyle bir etkinlikte bulunan? Siz misiniz Siyonist çetenin işlemiş olduğu cinayet ve zulümleri anlatan?" diyerek alçakça/kahpece (sorry) cezalar verdiler. Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız'a, Sincan Belediyesi Kültür Daire Başkanı Hüseyin Avni Yazıcı'ya ve mazlum Filistin halkının uğradığı zulümleri sergileyen tiyatrocu çocuklara 5'er buçuk yıl hapis cezası verdiler. Bu etkinlikte konuşma yapan İran Büyükelçisi Muhammed Bakirî'yi ise nezaket kurallarını aşarak, çirkince "persona non grata" (istenmeyen adam) ilân edip apar topar sınırdışı ettiler. Bu girişim aslında diplomatik açıdan nezaketsizlikten, küstahlıktan ve mütekabiliyet ilkelerini ihâl etmekten başka bir şey değildi. Asıl skandal ise bu etkinlikte konuşma yapan Selam Gazetesi Haber Müdürü Nurettin Şirin'e verilen cezaydı.

Nurettin Şirin bu etkinlikte konuşma yaptı diye tutuklanıyor ve hakkında MİT ile Emniyet birimlerinden HAMAS ve Hizbullah'ın Türkiye'de faaliyetleri olup olmadığı ve faaliyetleri varsa Nurettin Şirin'in bu örgütlerle irtibatı/üyeliği var mı diye bilgi isteniyor. MİT ve Emniyet, "söz konusu örgütlerin Türkiye'de faaliyetleri olmadığına ve Nurettin Şirin'in bu örgütlerle irtibatlı bulunmadığına" dair savcılığa rapor veriyor. Buna rağmen savcılık bir hukuk skandalı olarak, "Nurettin Şirin muhtelif zamanlarda yapmış olduğu konuşmalarında HAMAS ve Hizbullah'ı övücü nitelikte sözler sarfettiği için, bu örgütlerin 'sair efradı' olmak" ithamıyla 17.5 yıla mahkum ediliyor. Nurettin Şirin'e böylesine haksız bir ceza vermekle hukuk dışı bir skandala imza atmış oldular.

Bakınız, Nurettin Şirin bu konuşmasında Türkiye aleyhinde bir tek kelime kullanmıyor. Sadece mazlum Filistin halkının uğradığı zulümleri dile getiriyor. Zulmü dile getirmenin bedeli 17.5 yıl hapis öyle mi? Allah aşkına bu nasıl bir çelişki? Bu hükmü verenlerde nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir kin ve nefret var ki bu cezayı verebiliyorlar? Nurettin Şirin bu konuşmasını Sincan'da değil de işgal topraklarında, yani Tel-Aviv'de yapsaydı Siyonistlerin ceza kanununa göre, "halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek" maddesinden 3.5 aya mahkum edilecekti...

28 Şubat mağdurlarıyla ilgili bir başka örnek verecek olursak: Bilindiği üzere REFAHYOL Hükümeti'nden önce TSK Siyonist çetenin askerî birimleriyle bir takım anlaşmalar yapmışlardı. Bu anlaşmalar gereği Konya Askerî Hava Üssü Siyonist çetenin hava kuvvetlerine peşkeş çekilmişti. Buraya konuşlanan İsrail uçakları Van ilimize kadar yaptıkları sortilerle bir taraftan hububat ambarı olan Konya ovası uçaklardan püsküren kanserojen içerikli korozyonlu egzoz gazı ile zehirleniyor, diğer taraftan ise manevra kabiliyetini geliştiren pilotlar gidip mazlum Gazze halkını bombalayıp katliam yapıyor.

Her vicdan sahibi insan bu durumdan rahatsızlık duyar. Bu rahatsızlığı duyan vatandaşlarımızdan biri de Selam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Aydın Koral. Kendisi söz konusu ettiğimiz askerî işbirliği anlaşmaları ile ilgili o dönemde eleştirel yazılar yazdığı için bizzat Çevik Bir'in talimatıyla hakkında 18 dosya, 26 tane dava ve milyarlarca para cezası ile birlikte toplam 157 yıl altı ay hapis istemiyle yargılama süreci başlatılıyor. Bu astronomik cezaya ömür yetmez. Nitekim Aydın Koral ailesini/sevdiklerini ve doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kalıyor. Ancak çeyrek asır sonra gurbetin kahır dolu günleri geride kalıyor ve hicret son buluyor. (Tahminimize göre bu astronomik ceza istemi Guinness Rekorlar Kitabı'na girmiştir.) O dönemde Müslüman halkımızın mütedeyyin kesimine adeta sürek avı başlatılmıştı.

Başörtüsü zulmü ayyuka çıkmış, köfteci dükkanlarına kadar birçok esnaf dinî içerikli isim kullandığı için fişlemelere maruz kalmıştı. Bugün aradan bunca sene geçmiş olmasına rağmen 28 Şubat mağduru olarak hapishanelerde hâlâ çile çeken insanlarımız var. Gayri ihtiyari aklımıza geliyor, ülkemiz Siyonist çetenin veya ABD'nin işgali altında mı ki, mütedeyyin halkımızın başına bunlar geliyor? Cumhuriyet tarihinin en istikrarlı hükümetini alaşağı ettiler. Filistin davasını gündeme taşıyan "Kudüs Günü" etkinliğini gördüklerinde paranoyokça/çıldırmışcasına saldırıya geçtiler.

Merhum Erbakan Hocamız'ın kurmuş olduğu partilerin kapatılma gerekçelerine bakın, ya İslâm Birliği'nden söz etti diye veya Filistin davasını gündeme taşıdı diye kapatma davaları açıldı ve dört parti de bu sebeple kapatıldı. Bakınız 12 Eylül ihtilâlini de aynı paranoyak korku ile yaptılar. Hatırlayalım, 6 Eylül 1980 senesinde Merhum Erbakan Hocamız Konya'da "Büyük Kudüs Mitingi" düzenlemişti. Bu mitinge yüz binlerce insan katılmış ve ihtişamlı bir gövde gösterisi olmuştu. ABD bir buçuk yıl önce kaybettiği İran'dan dolayı telaşa kapılıp, "acaba Türkiye'yi de mi kaybediyoruz" endişesiyle derhal düğmeye basıp piyonları olan Kenan Evren'e bu mitingten 6 gün sonra 12 Eylül İhtilâli'ni yaptırdılar.

Sayın okuyucumuz 28 Şubat Post-modern Darbesi bizlere 12 Eylül İhtilâli'ni hatırlattığı gibi 15 Temmuz darbe girişimini de aklımıza getirmektedir. Bilindiği üzere 15 Temmuz'un kilometre taşları 17-25 Aralık operasyonunda döşenmişti. 17-25 Aralık 2013 tarihinde Halk Bankası'na bir operasyon yapılmıştı. Nedeni ise ABD'nin ambargosuna rağmen Türkiye ile İran arasında gayet legal bir şekilde, altın, doğalgaz ve petrol ticareti yapılıyordu. Para transferi ise ABD'nin baskılarına maruz kalınmaması için Hindistan üzerinden Halk Bankası'na yapılıyordu. ABD bu durumun farkına varınca bu sefer piyon olarak kullandığı FETÖ savcılarını harekete geçirip operasyon için düğmeye bastı.

Bu operasyonlarla birlikte devreye sokulan tezvirat ve iftiralarla dolu üç yıl geçti. Emellerine ulaşamadıklarından dolayı 15 Temmuz darbe girişimini devreye soktular. Burada da muvaffak olamadılar. Eğer başarsaydılar ne olurdu? Bir zamanlar FETÖ elebaşısının sağ kolu olan Latif Erdoğan bir gazeteye verdiği röportajda, "FETÖ eğer 15 Temmuz'da muvaffak olsaydı üç ay içerisinde Türkiye İran'a saldırtılıp savaşa sokulacaktı. Böyle bir savaşın ise kazananı olmayacak ve belki de 10 milyon dolayında insan ölecekti."

Sayın okuyucumuz, atalarımız boşuna dememiş, "Su uyur, düşman uyumaz." 28 Şubat Post-modern Darbesi bize aslında düşmanlarımızı ve içimizdeki hainleri net bir şekilde tanıtmaktır. 15 Temmuz ise bizim tarihimizde bir milattır. Şu hakikati bilmiş olalım ki, 15 Temmuz da dahil olmak üzere Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan ve yapılmaya teşebbüs edilen bütün darbelerin ardında ABD ve Siyonist çete var. Evet, "Su uyur, düşman uyumaz." Fakat, biz Müslümanlar da teyakkuz hâlinde olmak durumundayız. Halkımız bu basiret ve iradeyi 15 Temmuz hain darbe girişiminde gösterdi. Şimdi ise başımızdaki siyasilere düşen görev Merhum Erbakan Hocamız'ın imâna taallûk eden D-8 kapsamındaki "İslâm Savunma Gücü", "İslâm Ortak Para Birimi" gibi projeleri hayata geçirip 57 ulus devlete bölünmüş olan İslâm ümmetini bir araya getirmek ve böylece "İslâm Birliği"ni tesis etmek.

Sonuç olarak iki milyara varan nüfus potansiyelimizle "İslâm Birliği"ni tesis edersek bu birliğin bünyesinde kurulacak olan "İslâm Savunma Gücü" dünya barışının da teminatı olacak... Bakınız Ukrayna NATO'ya umut bağladı ve ne oldu? Olan sivil halka oluyor yazık değil mi? Bu son olayda bile İslâm ümmetinin sorumluluğu var. Tek çare "İslâm Birliği"

vesselâm...

https://www.facebook.com/rhvmimarlik/ https://instagram.com/h24haber?igshid=zq8vz8puuo1z
Henüz Bu Haber İçin Yorum Yapılmamış
Adınız Soyadınız
Güvenlik Kodu
https://www.facebook.com/rhvmimarlik/videos/557660301802778
Yazar Bilgisi

H24 Haber H24 Haber infokariha.net Tüm Yazıları

BENZER HABERLER